Sayfalar

23 Ocak 2012 Pazartesi

Cork City (İrlanda)

Bu sefer değişik bir yere gidiyoruz. İrlanda’nın güneyinde Cork şehrindeyiz. Biz önce Dublin’e uçtuk, daha sonra karadan Cork şehrine vardık. Şehirden uzakta yemyeşil bir alanda otelimiz The Sheraton Fota Island Hotel’e yerleştik. Karadan yolculuk boyunca nefis manzaralar kaydettik anılarımıza. Filmlere, kitaplara konu olacak manzaralar. Zaten 2008 yılında vizyona giren “P.S. I Love You” filminde de bu manzaraları görebiliyoruz. Başrollerini Hilary Swank ile Gerard Butler paylaşıyor. Filmin unutulmaz repliği, biliyorum gitmene izin vermeliyim. Ama biliyorum ki nereye gidersen git asla uzakta olmayacaksın. Bir diğer film ise Amy Adams’ın sevecenliğini ortaya çıkardığı ve başrolü Mathew Goode ile paylaştığı “Leap Year”. Manzaralar büyüleyici… Uçsuz bucaksız yemyeşil ovalar, koyunlar, nehir, daracık yollar o hızlı şehirlere inat medeniyetten uzak, doğal hayat… Uzanıp o uçsuz yeşillere yazmak istiyorsunuz. James Joyce, Samuel Beckett, Oscar Wilde, Maeve Bincy bu topraklardan yetişmiş, tesadüf değil. Çok ilham verici bu topraklar… Üç yapraklı yonca (shamrock), arp ve siyah bira (stout) Guinness, İrlanda'nın sembolleri. Guinness Rekorlar Kitabı da bu ünlü siyah biranın üreticisi tarafından hazırlanmaktaymış. İlginç değil mi?



İrlanda’ya yemyeşil çayırlarından ötürü “Zümrüt Ada” da deniliyor ve eski İrlanda bayrağında sembol olarak üç yapraklı bir yonca, bir arp, Claddagh yüzüğü denen bir yüzük ve Kelt haçı bulunuyor. Kelt haçı Aziz Patrick’i simgeliyor. Claddagh yüzüğü de dostluk ve sevgi sembolü geleneksel bir İrlandalı yüzüğü, eski dönemlerde Claddagh isimli bir balıkçı köyüne kadar dayanıyor. Üç yapraklı yoncaya gelince üç sayısının uğuruna ve üç yapraklı yoncanın sihirli güçleri olduğuna inanıyorlarmış. Efsanelere göre yoncalar fırtına çıkacağını yapraklarını dikleştirerek haber veriyormuş ve ayrıca yonca olan yerde yılan bulunmazmış. Arp ise İrlandalıların eskilerden beri sihirli güçleri olduğuna inandıkları bir müzik aleti, paraların üzerinde bile arp resmi bulunuyormuş.  İrlanda'nın şu andaki bayrağının renkleri ise turuncu, beyaz ve yeşil. Yeşil İrlanda halkını, beyaz barışı, portakal rengi ise Orange’lı William’ın İngiliz destekçilerini temsil ediyormuş. İrlanda’ya gitmeden önce araştırdığım bilgiler çok ilginçti. Sizinle de paylaşmak istiyorum.
İrlandalılar yüksek hayat standartlarına sahipler
The Economist dergisinin açıkladığı rakamlar da bunu doğruluyor. Dergi 111 ülkedeki yaşam kalitesini ölçmek için;  maddi refah, sağlık (yaşam süresi), siyasi istikrar ve güvenlik, aile hayatı (boşanma oranı),  toplum hayatı (kiliseye üye olanlar ve ticari sendikalara üye olanlar gibi), iklim ve coğrafya,  iş güvenliği (işsizlik oranı), siyasi özgürlük, kadın-erkek eşitliği (aldıkları ücretlere göre) gibi verilere bakıyor.
İrlanda'nın resmi dilinde “evet” ve “hayır” sözcükleri yok
İrlanda Cumhuriyeti'nin resmi dili olan İrlanda’cayı (Galce) nüfusun %40’ı iyi şekilde biliyor. İrlanda dili İngilizce ile kıyaslanınca ortaya garip bir durum çıkıyor. Doğrudan “evet” ve “hayır” olarak tercüme edilecek sözcükler yok. İrlandalılar olumlu-olumsuz cevap gerektiren sorulara fiili tekrar ederek cevap veriyorlar. İrlanda’da yaygın olan hiberno-English lehçesine göre birisine “bara gidiyor musun?” diye sorulunca “evet” yerine “gidiyorum” diyorlar. Çok ilginç.
Ülkenin koruyucu Aziz’i aziz değil hatta İrlandalı da değil!
İrlanda’nın koruyucu Aziz’i sayılan St. Patrick hakkında efsaneler olduğu kadar şüpheler de var. Onun zengin bir İngiliz ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiği ve 16 yaşındayken İrlandalı istilacılar tarafından kaçırılıp İrlanda’ya getirildiği söyleniyor. Altı yıl esaret altında yaşadıktan sonra ülkesine kaçıyor ama rüyasında misyoner olarak tekrar İrlanda’ya gittiğini görüyor ve böylece bir rahip oluyor.
Toplam nüfusu 6 milyon ama yeryüzünde 80 milyon kişi İrlandalı olduğunu iddia ediyor!
İrlanda Cumhuriyeti’nde ve Kuzey İrlanda’da toplam 6 milyon kişi yaşıyor. Tarımla geçindiği dönemlerde 1845 yılında bir verimsizlik yaşanıyor. Buna “Büyük Kıtlık” veya “İrlanda Patates Kıtlığı” deniliyor. Milyonlarca insan açlıktan ve yetersiz beslenmenin neden olduğu hastalıklardan ölüyor. Bu yüzden milyonlarca kişi Amerika, İngiltere, Kanada, Avustralya, Afrika, Güney Amerika ve Avrupa’ya göç ediyor.
Bira tüketiminde dünya ikincisi
İrlanda Cumhuriyeti’nde 4,2 milyon kişi yaşıyor ve istatistiklere göre her yıl yaklaşık 35 galon bira tüketiyorlar. Bu kişi başına 131 litrenin üzerinde bir rakam! Bu rakama yakın birayı sadece Çekler tüketiyor. İçki içme yaşı 18 ama kanunlara göre herkes bira satın alabiliyor. Her gittiğimiz barda bol bol bira tüketiyoruz biz de. Bir Guinness bira istediğinizde, garson bardağın dörtte üçünü doldurur ve biranın çökmesini bekler. Daha sonra tepesine kadar köpük doldurur. İçmeden önce durgun ve koyu siyah renkte olmalıdır. Bu arada İrlanda’dan başka hiçbir yerde sohbete bir pubda olduğu kadar çabuk dahil olamazsınız.
İrlanda’da hiç yılan yok… Soğuk iklimi ve geçmişteki buz çağından ötürü adada yılan yok...


Dublin’den çıktığımız yolda bunları düşünüyoruz hep. Artık Cork şehrinde neler yapabiliriz onları anlatmalıyım size. Dolaşın stressiz. Doyasıya temiz havayı soluyun. Bol bol fotoğraf çekin, şehri turlayın. Publarına takılın gece-gündüz. Yazın bile gitseniz yanınıza mont almayı unutmayın, Ağustos ayında deri montla gezdim. Cork şehrine gelince;
Cork bir karakterdir. Hem eğlenmek hem de dingin durmak için ideal şehir Cork. Tam bir kültür şehri. Özellikle de yiyecekleri ve dükkanlarıyla bizi büyülemeyi başarıyor. Gerçekte şehir, hem denizde hem de karada yer alıyor- güney kıyılarında, Lee Nehri doğal bir limana akıyor- Konumu, şehri Avrupa’nın en büyük yağ marketi haline getiriyor. Titanic dahil- Cork’un hanımefendileri –Merchant Prensesleri olarak da bilinir- çok şık giyimliler.
Ne Yiyelim?
Farmgate Café’de kahvaltı, sert bir kahve, nefis tatlar ve Irish Times’ın bir kopyası. (English Market’ın ilk katında) ev yapımı çaylar tercih ederseniz Café Fellini öneriyorum (Çaya bayılan bir insan olarak söylüyorum).
2008 yılında Paul Lewis, An Cruibin’i, bir müzik sokağında (The Lobby) açtı. Zemin katında bir pub ve tapas bar yer alıyor. Üst katta, The Silk Purse (Perşembe’den Cumartesi’ye kadar) İrlanda usulü malzemelerle servis ediliyor. Ispanaklı John Dory, sarımsak,  pırasa, safran ve nefis bir sos; pistachio ile kızarmış haloumi ve nar-ayrıca yolculuğumuz canlı müzik geleneğiyle devam ediyor.
Ballymaloe’nun beş-yıldızlı yemeği bir efsane, Tostun üzerinde Castletownbere istiridyeleri ve biftek. Nefis bir tatlı ile sonlandırabilirsiniz. Lezzetler harika.
Dennis Cotter’ın vejetaryen Café Paradiso’su da görülmeye değer. Avokado, Knockalara keçi peyniri ve narlı salata veya tarçınlı rhubarb önerilir.
Geleneksel İrlanda yemeği yiyip, geleneksel müzikler ve gösteri izleyebileceğiniz yerler var. Pırasa ve kabaklı patates püresi ve İrlanda güveci denemelisiniz. Clancys Bar ideal.
Ne Yapalım?
Biraz tırmanın, Quasimodo gibi Church Sokağı’ndaki St. Anne Kilisesi’nde bulunan Bells of Shandon’ı çalın. Bu bir Cork geleneğidir; ne yazık ki çok bilinmez. Buranın yakınında Butter Museum’u göreceksiniz. Gitmeyi unutmayın. Bu müzede eski Cork yaşamına bir göz atacaksınız, ayrıca yağdan yapılmış Firkin Crane binasını göreceksiniz.
Crawford Art Gallery’nin ise birçok heykelden oluştuğunu göreceksiniz.
English Market’ta keyifli bir alışveriş yapmayı unutmayın: Alternative Bread Company’den kepekli ekmek, On the Pig’s Back’ten harika peynir veya Sandwich Stall’da piknik… Sizce de güzel değil mi?
Ne Alalım?
Bir efsaneye göre, İrlanda’da minik cinler yaşarmış. Bu cinler, gökkuşağının en ucunda yaşar, bir şekilde bulundukları yerlere ulaşabilenlere yakalanırlarsa yine gökkuşağında sakladıkları altınları vermek zorunda kalırlarmış. Leprikon, (Modern İrlandaca: leipreachán, diğer kullanımları: leprechawn-lubberkin-lepracaun) İrlanda mitolojisinde İrlanda Adası’nda yaşadığına inanılan yeşil giyinen, ayakkabıcılıkla uğraşan küçük vücutlu cinler. İrlandalı mitoloji araştırmacılarının söylediklerine göre Celt ırkı insanların İrlanda adasına ayak basmadan önce burası Leprikonların ortak yaşam alanıydı. Leprikonlar ve diğer yaratıklar Celt ve Celt öncesi tarihin birer sembolüdür. İşte bu minik cinlerin heykellerini alın, çok sevimliler. El yapımı lezzetli İrlanda çikolatası alın. Geleneksel örgü giysiler alın. Keten ürünler alın. İçki alın ama en önemlisi İrlanda müzik CD’leri alın. Müzik çok etkileyici gerçekten; gitar, İrlanda davulu, keman, pipe, altı delik ahşap flüt (bundan ben de satın aldım), ince düdük, akordeon, banjo ve bunların nefis uyumu… Bu ara geçen yıl ülkemize de gelen dünyaca ünlü U2 grubu İrlanda’nın en tanınmış grubudur.
Bir yolculuğumuzda burada sona erdi. Hani şöyle sakin bir yerlerde tatil yapmak istiyorsanız Cork şehri tam size göre. Hele yazmak, çizmek istiyorsanız durmayın, kaçırmayın hemen hazırlıklara başlayın. İyi bakın kendinize, başka yazılarda başka diyarları keşfetmek üzere hoşça kalın, sevgiyle kalın…


1 yorum: