Sayfalar

27 Kasım 2011 Pazar

CELAL TAN VE AİLESİNİN AŞIRI ACIKLI HİKAYESİ

                               CELAL TAN VE AİLESİNİN AŞIRI ACIKLI HİKAYESİ
Merakla beklenen Türk filmleri listemden bir filmi daha çiziyorum an itibariyle… Celal Tan! 18. Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü aldığından beri heyecanla beklediğim, dostlarımın da kafasını bir hayli şişirdiğim filmdi.

Film, itibar sahibi bir anayasa profesörü olan Celal Tan’ın doğum gününde kendinden yaşça küçük eşi Özge’yi öldürmesiyle başlıyor. Celal, işlediği cinayeti herkesten gizlemeye çalışır. Ne var ki, bu cinayete aile fertlerinin hepsi şahit olmuştur…
Bir Onur Ünlü filmi daha… Başrollerde ise Selçuk Yöntem (Celal Tan), Ezgi Mola (Jülide), Tansu Biçer (Kamuran), Türkü Turan (Özge), Bülent Emin Yarar (Ergün), Alpay Şayhan (Ege), Tuğra Kaftancıoğlu (Okan), Ushan Çakır (Okan), Güler Ökten(Kamuran Hanım) ve Köksal Engür (Turan) yer alıyor.
Yönetmen Onur Ünlü, Celal Tan'ın setindeyken...

Son dönemlerde belki de en çok güldüğüm filmdi diyerek yorumuma başlamak istiyorum. “Aşırı acıklı” yerine “aşırı komik” diye düşünürken büyük bir hata yaptığımı fark ediyorum. Film gerçekten de aşırı acıklı, öyle trajik, öyle üzücü ki… 65 yaşlarında bir profesör eşini öldürüyor, ailesi bu vakaya şahit oluyor; fakat seslerini çıkarmıyorlar. Profesör, yakın dostundan “yalancı” şahitlik yapmasını istiyor… Peki profesör yakalanıyor mu? Maktulun görme engelli kardeşi cinayeti çözüyor, kulaklar tıkanıyor. (Aslında filmden daha birçok örnek daha verebiliriz; lakin “spoiler” uyarısı yapmak zorunda kalacağımdan burada bırakıyorum) Sizce bu komik bir hikaye mi? Kesinlikle hayır!
Filmin belki de en komik sahnelerinden biri... (Soldan sağa) Cengiz Bozkurt, Alpay Şayhan ve Ezgi Mola.

Aşırı acıklı bir hikaye, bunun yanında ise aşırı espritüel bir işleniş… Tam bir zeka ürünü olmakla beraber herkesin beğeneceği tarzda olduğunu düşünmüyorum. Onur Ünlü’den alışkın olduğumuz “absurd” tarzda bir film izliyoruz yine. Bence “absurd” film yapmak kolay görünen; fakat bir hayli emek isteyen bir iş. Bunun sebebi ise absurd filmlerin bir kesime hitap etmesidir. Herkes aynı hazı alamaz kanımca. Onur Ünlü ise bu tarzda gayet başarılı olduğunu kanıtlıyor.

Oyunculuklara gelince… Tek kelimeyle harikaydılar! Altın Koza’dan En İyi Toplu Performans ödülü alması da bunu kanıtlar nitelikte. Filmde favori karakterim şüphesiz Soprano Okan’dı. Tuğra Kaftancıoğlu’nu ayrıca tebrik ederim.
Selçuk Yöntem, Köksal Engür ve Bülent Emin Yarar “usta” olduklarını kanıtlamışlar. Ezgi Mola, ilginç bir karakter olan Jülide olarak karşımıza çıkıyor ve rolünün hakkını veriyor doğrusu. Onu ayrıca Dedemin İnsanları’nda ve her pazartesi Bir Ömür Yetmez adlı dizide izleyebilirsiniz.
Karşınızda Celal Tan!

Türkü Turan ile Alpay Şayhan ise yıldızı parlayan genç sanatçılardan. Gerçi Türkü Turan’ın bir yıl içerisinde tam üç film ve bir diziyle karşımıza çıktığını öğrenince ona artık “genç sanatçı” gözüyle bakmak çok doğru olmaz sanırım. (Filmleri: Kosmos, Celal Tan, Musallat 2: Lanet, Toprağın Çocukları, Dizileri: Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Çakıl Taşları) O kadar rolü olmasa da önemli bir karakter olan Özge’yi canlandırıyor. Bunu da başarıyla yapıyor. O kadar doğal ki…
Türkü Turan!

Celal Tan, aşırı acıklı, aşırı komik, aşırı iyi kısacası “aşırı” bir film… Size en yakın sinemada izleyebilirsiniz.
-Celal Tan ve Ailesi sizi sinemalara bekler!-
-Su Yılmaz-

18 Kasım 2011 Cuma

PEMBE HAYAT KUİR FEST/PINK LIFE QUEER FEST

            Dün -17 Kasım- Ankara’da bir festival başladı… Merakla beklediğimiz ve Türkiye’nin ilk kuir festivali Pembe Hayat Kuir Festivali! Toplum içinde bireylere yönelik cinsel ayrımcılığa ve “ötekileştirme”ye karşı çıkan festival, 24’ünde sona eriyor.

Birçok etkinliğe sahip olan festivalde birbirinden harika filmleri de izleme şansınız var. İşte bunlardan bazıları:
*Zenne: Festivalin açılış filmi olması da yüzümde tebessüme sebep olan unsurlardan biri. Zenne’nin dansına siz de katılın! Senenin belki de en çok merak edilen (en azından benim tarafımdan) filmlerinden birini izleme şansı yakalayın. (İkinci kez Can’ın eşsiz danslarında kendimi kaybetmeyi, Ahmet’in saf karakterine hıçkırıklarla ağlamayı isterdim doğrusu) (Yön. Caner Alper-Mehmet Binay)
Zenne!

*Nar: Ankara’da galasını yapacak olan film, günümüzdeki durumumuzu da anlatıyor diyebiliriz. Aslında hepimiz kabuğumuz ile birbirine bağlı ve bağımsız olan nar taneleriyiz. Peki ya kabuğumuz çatlarsa? Hala yaşayabilir miyiz barış içinde? (Yön. Ümit Ünal)
*Tomboy: Tomboy, Laure adında on yaşındaki bir kızın kendi cinsel kimliğini aramasıyla gelişen olayları anlatan bir film. Çocukluk döneminde yaşanan belirsiz hisler ve duyguların sinemaya yansımasını da görebiliyoruz. (Yön. Céline Sciamma)
Tomboy

*Genesis ve Lady Jaye’in Şarkısı (Yön. Marie Losier)
*Romeolar/Romeos (Yön. Sabine Bernardi)
Romeolar/Romeos

*I Shot My Love/Sevgilimi Ben Vurdum: Filmin gösterimine yönetmen Tomer Heymann ile Andreas Merk de katılıyorlar. (Yön. Tomer Heymann)
            Ayrıca 18-19 Kasım tarihlerinde de bir twitter fenomeni olan Murat Renay’ın kitabı Söylenmeyen’i Kızılay Büyülü Fener Sineması’nın fuayesinde alabilirsiniz.
            Festivale gitme şansı bulamıyorum maalesef; ancak Ankara’da olan herkese gitmelerini öneririm.
-Su Yılmaz-
                                   PINK LIFE QUEER FEST
            Yesterday –November 17th- a film festival began in Ankara. The festival which we’ve been waiting for a long time and Turkey’s first LBGT festival. It fight against bullying and sexual discrimination. It ends on November 24th.

            You can enter to lots of events at the festival, also you’ll be able to see amazing movies. Here’s some of them:
*Zenne Dancer: Becoming the opening movie of the festival makes me smile. Join Zenne’s dance on November 18th at 7 p.m. Have a chance to see a movie which has been waiting for millions of people. (I wish i could have a second chance to get lost in Can’s dances, cry for pure and kind Ahmet…) (Directed by Caner Alper-Mehmet Binay)
*Nar (Pomegranate): The movie which has the premiere at Kuir Fest describes our states in daily life… We actually are tiny little pomegranates which combined by a peel. What if our peel cracks? Will we still be able to live in peace? (Directed by Ümit Ünal)
A scene from "Nar."

*Tomboy: Tomboy, is a movie about a girl named Laure who tries to find out who she is. We’ll also see how sexual choices begin, how do kids feel… (Directed by Céline Sciamma)
*The Ballad of Genesis and Lady Jaye (Directed by Marie Losier)
The Ballad of Genesis and Lady Jaye

*Romeos (Directed by Sabine Bernardi)
*I Shot My Love: Director Tomer Heymann and Andreas Merk’ll be at the screening! (Directed by Tomer Heymann)
I Shot My Love

            You’ll also can buy an epic twitter user Murat Renay’s book “Söylenmeyen” at Kızılay Büyülü Fener Cinema.
            Unfortunately i won’t be able to come to the festival; but if you’re in Ankara then go see these (and other) awesome movies!
-Su Yılmaz-

14 Kasım 2011 Pazartesi

YEKTA KOPAN/KEDİLER GÜZEL UYANIR

Kediler Güzel Uyanır
Sıcacık bir başlık… Hakikaten kediler gerinerek, muzır muzır bakarak, yumuk yumuk uyanır. Yekta Kopan’ın son romanının başlığı işte bu “Kediler Güzel Uyanır”. Yekta Kopan’ın 9. kitabıyla sosyal paylaşım sitelerinden twitter sayesinde haberdar oluyorum. Okunacaklar listeme ekliyorum.

41 adet çok kısa öykülerden oluşan kitap elden bırakılmayanlardan. Sıcacık yataktan çıkmadan ya da kafenin en dip köşesinde görünmez olunup okunası cinsinden. Kopan’la yaşıt olduğumuzu düşünerek bu kadar güzel cümlelerle tadına doyulmaz bir kitap yazdığı için kıskanıyorum.
İyi gözlenmiş yaşamın ta kendisi ayrıntılarda saklanmış öyküler nefis. Her şey var. Çocukluğumuzun unutulmuş buruk tatları, görmediğimiz ayrıntılar, rüyalar, korkularımız, alışkanlıklarımız, takıntılarımız.
Beyaz sandaletler var küçük kızın ayağında. Sarı, sapsarı bir kavun taşıyor iki eliyle. Dikkatli. Sandaletinin aniden ayağından fırlayacağından habersiz. Dizi kanayacak. Bir salyangozun ağaçta süzülmesi gibi akacak kan, sandalete damlayacak. Kız en çok ona üzülecek. Neyse ki şu anda mutlu. Üstelik kavun haddinden fazla sarı.
…saçlarının, uzun sürmüş bir çocukluğun artığı gibi yere dökülüşünü izledin. Bugün hiç gelmedi sana…
…hayat da öyledir, geçer gider, iyi dinlemezsen, ne dediğini duyamazsın…
Kediler güzel uyanır!”
Sen, ey ruhuma şifa veren büyücü, sen öyle yatarken başında duruyorum. Ben artık uyuyamam uyumasına da, senin kedi güzelliğiyle uyanacağın günü bekliyorum.
Sade olsun istiyorum. Senin kadar sade. Bütün o basmakalıp sözlere uzak dursun, hayatla arasında bir mesafe olsun istiyorum. Olmuyor…
Her duygumuzu bir söze hapsetmemiz gerekmiyor, bu kadar dillenirse içimiz, dışımızın ne özelliği kalır.
Derken bir gün, sen anlatacaksın gerçeği. Bir başkasını ayağa kaldıracak, çiçeklerden bir çerçevenin içine yerleştireceksin. Tıpkı benim gücümün tükendiği bugünde olduğu gibi.
Sıra sende.
Ben gidiyorum artık. Veda ediyorum. Çünkü benden uykularımı aldığın günden beri, başkalarının rüyalarını görüyorum.
Ertesi sabah konuşacağım seninle…
Kitap işte bu lezzetlerle devam ediyor. Bu kış günlerinde içinizi ısıtacak bu kitabı bir çırpıda okuyacaksınız.
Sushi'm için!

Sevgiyle…
-Aylin Ayaz Yılmaz-

11 Kasım 2011 Cuma

MERAKLA BEKLENEN TÜRK FİLMLERİ

           Yeni anketimizde de belirttiğimiz gibi önümüzdeki haftalarda birçok yeni Türk filmi vizyona girecek.  Bazıları festivalde yarıştı ve birçok ödülü topladı. Bazılarıysa daha fragmanlarından bile dikkatimizi çekecek türden…
İşte Bu Filmlerden Bazıları:
Zenne: Zenne, üç dostun inanılmaz bir dostluğunu ele alıyor. (Can, Ahmet ve Daniel) Günümüzde de maalesef devam eden nefret cinayetlerini irdeleyen Zenne, eşcinsel olduğu için öldürülen Ahmet Yıldız’ın hikayesini de anlatıyor.
(Film hakkında genel eleştiriyi de önceki yazılarımdan okuyabilirsiniz)
            Film, 13 Ocak 2012'de vizyona girecek. Zenne'nin dansı başlasın!
Yönetmenler: Caner Alper, Mehmet Binay
Oyuncular: Kerem Can, Erkan Avcı, Giovanni Arvaneh, Tilbe Saran, Rüçhan Çalışkur, Ünal Silver, Jale Arıkan, Esme Madra, Tolga Tekin, Yvonne Rosenbaum
*Film aynı zamanda 48. Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi İlk Film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dahil olmak üzere 5 ödül kucaklayarak, festival en çok ödül alan filmi oldu. (Ödüller açıklanmadan önce yerimde duramıyordum, kalbim çarpıyordu. “Tanrım, umarım jüri de benim gibi düşünür. Zenne ödülleri toplar…” gibi düşünceler zihnimi kurcalıyordu. Zenne her ödülü aldığında da ayağa kalkıp, alkışlamayı görev biliyordum.)

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi: Film, tanınmış anayasa profesörü olan Celal Tan’ın 65. doğum günü kutlaması öncesi yaşananları konu alan “absürd” tarzda bir komedi.
            Fragmanıyla dahi dikkati çeken film, 18 Kasım 2011’de vizyona girecek. Merakla beklediğim bir Onur Ünlü filmi.
Yönetmen: Onur Ünlü
Oyuncular: Selçuk Yöntem, Bülent Emin Yarar, Türkü Turan, Ezgi Mola, Engin Hepileri, Tansu Biçer, Köksal Engür, Güler Ökten
*18. Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Toplu Performans ödüllerini kazandı. (En İyi Film ödülü açıklanmadan önce babama heyecanla “Aah baba, umarım Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi alır! Müthiş görünüyor” demiştim. Dileğim yerine geldi.)
            18 Kasım’da Celal Tan ve ailesi bizi sinemalara bekler.

Nar: Hepimiz nar taneleri gibi birbirinden ayrıyız:  Hem çok benzeriz, hem de çok farklıyız. Ama açılmamış bir bütün nar gibiyiz aynı zamanda… Bir kadının adalet peşinde düşmesi sonucu yaşananları ele alan filmi aslında kabuğundan kopan nar tanelerinin hikayesine benzetebiliriz. Serra Yılmaz performansı seyretmeye değer.
Yönetmen: Ümit Ünal
Oyuncular: Serra Yılmaz, Erdem Akakçe, İdil Fırat, İrem Altuğ
            Film, 23 Aralık 2011 tarihinde vizyona giriyor.
*48. Antalya Altın Portakal’da başarısına rağmen yalnızca Jüri Özel Ödülü aldı. Çoğu kişiye göre daha iyisini hak ediyordu.

Ay Büyürken Uyuyamam: Necati Cumalı’nın aynı adlı romanından uyarlanan filmde, 1960’larda Türkiye’nin kasaba ve köylerinin günlük yaşantısı anlatılıyor.
Yönetmen: Şerif Gören
Oyuncular: Ayça Bingöl, Hazal Kaya, Fırat Tanış, Cemal Hünal, Fırat Çelik
            Film, yönetmeni ve oyuncularıyla dikkat çekiyor. 18 yıl kadar uzun bir aradan sonra bir Şerif Gören filmi izleme şansı bulacağız. Oyunculara ise popüler televizyon dizilerinden aşinayız.
            9 Aralık 2011’de vizyona girecek

Dedemin İnsanları: Filmde,  küçük bir kasabada yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatılıyor.
            Babam ve Oğlum, Issız Adam gibi önemli filmlere imza atan Çağan Irmak’tan bu kez de bir Ege hikayesi dinleyeceğiz.
Yönetmen: Çağan Irmak
Oyuncular: Çetin Tekindor, Hümeyra, Mert Fırat, Yiğit Özşener, Gökçe Bahadır, Sacide Taşaner, Zafer Algöz, Ezgi Mola, Durukan Çelikkaya
            Film, 25 Kasım 2011’de sinemalarda… Heyecanla bekliyoruz.

Yeraltı: Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar” adlı romanından uyarlanan film, usta yönetmen Zeki Demirkubuz imzalı. Filmden de kitaptan aldığım hazı alacağımı umuyorum. Yönetmeni Zeki Demirkubuz’sa dileğimin gerçekleşmesi mümkün.
Yönetmen: Zeki Demirkubuz
Oyuncular: Engin Günaydın, Sarp Apak, Serhat Tutumluer, Nihal Yalçın, Sırrı Süreyya Önder, Feridun Koç, Murat Cemcir, Serkan Keskin
            Filmin yıl sonu gibi vizyona girmesi bekleniyor.
(Soldan sağa) Sırrı Süreyya Önder, Zeki Demirkubuz, Engin Günaydın

Labirent: Terörizmin ve istihbarat teşkilatlarının işleyişi konu alınıyor. Kaybedenler Kulübü filminden de tanıdığımız yönetmen Tolga Örnek imzalı.
Yönetmen: Tolga Örnek
Oyuncular: Meltem Cumbul, Timuçin Esen, Sarp Akkaya, Rıza Kocaoğlu, Altan Gördüm, Umut Kurt, Cem Bender, Melike Güner
            Fragmanından da iddialı bir yapım olduğunu belli ediyor. Umarız beklentilerimiz boşa çıkmaz.
            23 Aralık 2011’de vizyona girecek.

Entelköy Efeköy’e Karşı: Bir grup ekolojik, doğada yaşamanın hayalini düşleyerek, Ege’de bir komün köyü kurarlar. Her şey güzel gidiyordur. Ta ki bölgeye kurulması gündemde olan termik santral kararı onaylanana kadar… Eski köylüler ile köyün yeni sakinleri arasında ilginç bir süreç başlar.
            Dondurmam Gaymak’tan sonra yine kıpır kıpır bir Ege komedisi izleyeceğiz. Resmi web sitesinde ziyaret ettiğinizde dahi yüzünüzde bir gülümseme oluşturuyor. (“Kim yönetipduru?, Oynayıverdik gari!” gibi)
Yönetmen: Yüksel Aksu
Oyuncular: Şahin Irmak, Emin Gürsoy, Ayşe Bosse, Recep Yener, Engin Akın, Ümit Olcay, Nihat Kapız, Hamit Demir, Ayla Aslancan
            2 Aralık 2011’de vizyona giriverecek gari…

Güzel Günler Göreceğiz: Filmde, beş farklı karakterin –Cumali, Ali, Figen, İzzet ve Anna- hayatlarının kesişmesi konu alınıyor ve dramları işleniyor.
Yönetmen: Hasan Tolga Pulat
Oyuncular: Buğra Gülsoy, Feride Çetin, Nesrin Cavadzade, Barış Atay Mengüllü, Uğur Polat, Bedia Ener, Zeynep Kaçar
            Filmin vizyona giriş tarihi henüz belli değil.
*48. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film de dahil olmak üzere 4 ödüle layık görüldü.
Nesrin Cavadzade’nin performansının göz doldurduğu söyleniyor. Ben de haliyle merak ediyorum.

            Bütün filmleri sabırsızlıkla bekliyoruz, sizi de anketimize davet ediyoruz!
-Su Yılmaz-

PAKRAT ESTUKYAN/HAY HİKAYELERİ

Pakrat Estukyan- Hay Hikayeleri
Yeni çıkan kitapları incelerken tesadüfen Hay Hikayeleri dikkatimi çekiyor. Okumak için başucuma koyuyorum. Elimde ki kitabımı bitirir bitirmez başlıyorum ve yaklaşık üç saat içinde bitiriyorum kitabı. Çünkü kitapta yer alan öyküler çok tanıdık, çok insan. Bazen bu kadar rahat yaşadığına utanıyorsun bu öyküleri okurken. Evlat acısı, savaş ve yoksulluk, köklerini bulma umudu, ülkelerinden sürgüne gönderilmiş toplumların ortak özlemi yüreğinizde yer buluyor. Kitap vatan, aile, geçmişe duyulan hasreti anlatıyor.

Küçük küçük 13 öyküden oluşuyor kitap. Aman Balam Üşümesin öyküsünde soğuktan ölen yeni doğan bir bebeğin annesi-babası, Nisan Anıları’nda Vartiter ve Serop oluyorsunuz. Bir bakmışsınız Avustralya’da köklerinizi arıyorsunuz. Gazze’de Leyla hemşire olmak zor diyorsunuz. Hısım öyküsünde Mesut’u kucaklamak, kollamak istiyorsunuz. Semaver de Gitti öyküsünde işlerin hep aynı yürüdüğünü düşünüyorsunuz. Bu coğrafyada değişen bir şey yok yani anlayacağınız. Tesadüfen yapılan bir kazada akrabalarınızı buluyorsunuz tam Yeşilçam tadında ama gerçek. Bu 13 öyküden en etkilendiğim öykü son Vehanuş Üçlemesi’nde ki Vehanuş’un homeless biri ile kurduğu dilsiz iletişim ve bundan güç alıp Vehanuş’un Amerikalı komşusuyla yaşadığı düş kırıklığı. Dilini bilmediğin ülkenin vatandaşı olmanın zorluğu. Kitap bir çırpıda okunan cinsinden. Tavsiye ederim.
Sevgiyle
Aylin Ayaz YILMAZ

10 Kasım 2011 Perşembe

AYŞE KULİN/GİZLİ ANLARIN YOLCUSU

Gizli
Anların
Yolcusu



Ankara’da bayram tatilinden yararlanıp sinemaya gidiyoruz kıztoşumla. Sinemanın yanında kitapçıda oyalanıyoruz, son çıkan kitaplarda Ayşe Kulin’in son romanını görünce hemen satın alıyorum. Zira en sevdiğim yazarlardan biri.
 Hemen okumaya başlıyorum ve elimden bırakamıyorum. Sanırım Ayşe Kulin klasiği bu, elinden bırakamamak. Bir çırpıda okumak. Okudukça öykünün içinde hissetmek kendini. Karşılaşmalar ve tesadüfler… Karşılaşılan tüm insanların yaratıcı sürecine farklı açılar, farklı renkler katması. Renklerin içinde ebruli bir hal alması. Asla siyah-beyaz keskinliğinde olmamak. Tıpkı kitaptaki eşarplar gibi birbirimize bağlıyken farklı renklerde görünmemiz ama ayrılınca aslında hepimizin aynı renk olması.
Her şey kitabın başlığı ile başlıyor. İlhami; yayınevi sahibi, evli, henüz yeni bir çocuğunun kaybını yaşamış, bir kızı var. Romanı onun ağzından dinliyoruz. Çocuğunun kaybıyla değişen hayatını akışına bırakan roman kahramanımız. Kendi yaşamım için zor bir köşe kapmacaydı artık benim yaşamım, herkesin bir diğerini kolladığı ya da bir diğerinden kaçmaya çalıştığı. Sonunda her birimizin fena incineceğinin başından belli olduğu, kiminin gönüllü, kiminin gönülsüz oynadığı bir oyundu diye anlatıyor. Zaman zaman İlhami için üzülüyor ve dürüst buluyorsunuz; ama her şeyi idare etmek istediği için de bencil bir karakter diye sorguluyorsunuz.
Bora; İlhami’nin yaşamının ortasına yerleşen ve kaderini etkileyen genç grafiker. Yetenekli, kırılgan ama yaşama ve sevgiye aç Bora. Asla sevgisinin içini dolduramayan, kırılgan, yetenekli, derin Bora.
Handan; İlhami’nin ortağı, hırçın, hırslı bir kadın. Hepimizin yaptığı gibi çabuk yaptığı hareketlerin kurbanı. Sezgisi güçlü ama aceleci bir kişilikle karşımızda. Öykünün akışını değiştiren başrol.
Eda; İlhami’nin eşi. Çocuğunu kaybetmenin travmasını atlatmaya çalışan, akıllı, iyimser, dingin bir kadın.
Derya; İlhami’nin kızı. Okuması için ve kardeşinin travmasından uzaklaştırmak için İngiltere’de okuyan, masum, asi bir kız.
 Romanın diğer kahramanları  romanı zenginleştiriyor. İlk kez Sayın Kulin’den gay hikayesi okuyoruz. Bugüne kadar okuduklarımın içindeki en gerçekçi anlatımla. Kitabı kapatınca bu tarz hikayelerin bu coğrafyada bir dolu örneği olduğunu düşünüyorum.
İlhami’nin isyanı çok gerçekçi;
Sıradan bir aile babası olan ben, yanımda erkek sevgilimle, Yasak Şehir’de yasaklara meydan okuyordum.
Benim ilişkim niye sakıncalı ve yasaktı?
İki insanı ayrı duygularla aynı anda sevmek mümkünse, niye sakıncalıydı?
Gönül ferman dinlemiyorsa, gönlümün tercihini sevmek niye ayıptı?
Dünyadaki tüm yasaklar neye engel olabilmişti dünya kurulduğundan beri?
Bir insanı sonsuza kadar sevebilmek için ona yapışmak şart değildi. Bir arada olmak, yüz yüze bakmak, hatta sevişmek dahi şart değildi. Sevgi; şefkati, tutkuyu, özlemi, kıskançlığı, sevgiliye sahip olma isteği kadar sevgili için göze alınan fedakarlığı, cefakarlığı da birbirine harmanlayan bir duygu değil miydi?
Ayşe Kulin’in son kitabı nefis. Bir çırpıda bu kitabı okuyacağınızı garanti ediyorum. Hatta kitap bitmesin daha sürsün isteyeceksiniz. Kitabın ve İlhami’nin hikayesini baştan bilerek okuyacaksınız ama bu sona nasıl geldiğini merak edeceksiniz ve elinizden bırakamayacaksınız. Tebrikler Syn. Kulin, elinize sağlık. Bakış açışınız, kimliğiniz ve duruşunuzun yansıdığı bu lezzetli kitaplarınızı dört gözle bekliyoruz.
Vakitsiz birer ölüm sanki geceler
Bir bakımlık ay düşüyor herkesin payına
Ve hiç dönüp de soran olmuyor
Eklenen hangi düşler bir sonraki sabaha
Tekin GÖNENÇ

7 Kasım 2011 Pazartesi

BEHZAT Ç. SENİ KALBİME GÖMDÜM/BEHZAT Ç. I BURIED YOU IN MY HEART

                                   BEHZAT Ç. SENİ KALBİME GÖMDÜM
Bir itirafla başlıyorum yazıma. Aslında iki hafta öncesine kadar Behzat Ç’den hiç hoşlanmıyordum. Tipik konular işlenen, “kaba” bir polisiye dizisi olduğunu düşünüyordum. Filmi de Altın Portakal’da izleme fırsatım olmamıştı. İki hafta önce ise filmin çoğu kişiden olumlu yorumlar aldığını duydum. Dizinin ilk bölümünü izlemeye karar verdim. Sonuç ise dizi hiç de kötü değildi, iyi bile diyebilirdim.
Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm

Televizyonda da bazı günler izleyince anladım ki film beni bekler! Dün de izledim… Ankara’da izlemek de ayrı bir keyif zaten.
Film, Gençlik Parkı’na gömülen tabutların gizemiyle başlıyor. Katilin Red Kit lakaplı biri olduğu anlaşılır. Bunun üzerine Behzat Ç. ve ekibi olay yerinde araştırmalara başlarlar. Gün geçtikçe cinayetler artmaktadır. Behzat, bu cinayeti araştırırken geçmişiyle de yüzleşmek zorundadır…
Altın Portakal 2011'de galada. (Soldan sağa) Erdal Beşikçioğlu, Hakan Boyav, Fatih Artman

Yönetmenliğini Serdar Akar’ın yaptığı film, Emrah Serbes’in “Son Hafriyat” adlı romanından uyarlandı. Başrollerde diziden de tanıdığımız Erdal Beşikçioğlu (Behzat Ç.), Fatih Artman (Harun), İnanç Konukçu (Hayalet), Berkan Şal (Akbaba), Canan Ergüder (Savcı Esra), Ege Aydan (Şevket) ve Hazal Kaya (Berna) yer alıyor. Ayrıca dizide olmayıp da filmde gördüğümüz oyuncular ise Tardu Flordun (Red Kit), Cansu Dere (Songül), Hakan Boyav (Kolsuz Ahmet) ve Rıza Kocaoğlu (Penbo).
Hayalet, Behzat Ç. ve Harun. Muhteşem üçlü!

Film aslında “basit” bir polisiye gibi görünse de içinde önemli mesajlar bulunduruyor. Senaryo kaliteli gerçekten. Yer yer komedi ögeleri barındırması da filmi “izlenilebilir” kılmış. Behzat’nin meşhur “la” lafını özlemiştik doğrusu.
Bol küfürlü olmasına rağmen küfür, zekice kullanılmış. Demek istediğim bazı yerlerde gerçekten cuk oturuyor. Salon da kahkahalara boğuluyor tabii ki.
Harun, Behzat Ç. ve Hayalet

Oyunculuklar harikaydı zaten. Erdal Beşikçioğlu hakkında yorum yazmam çok doğru olmaz sanırım. Fatih Artman’ı dizide de çok beğeniyordum, filmde de bayağı bir güldürdü. Bunun yanında Tardu Flordun’un çok uzun olmasa da performansı göz dolduruyor. Vee… Rıza Kocaoğlu! Bu adama bayılıyorum!
Canan Ergüder’in de “tarz” bir bayan olduğunu düşünüyordum ve rolünü –tabir-i caizse- çok “cool” oynuyor.
Filmin başları o kadar sürükleyici değil; ancak sonlara doğru heyecan artıyor. Senarist Emrah Serbes’in de Behzat Ç. gibi bir karakter yaratmasından çok mutluyum.
Altın Portakal’da En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan Erdal Beşikçioğlu’nu da tebrik ederim.
-Su Yılmaz-
                                    BEHZAT Ç. I BURIED YOU IN MY HEART
            I start to write my article with a confession. Actually, i wasn’t really in love with the tv series “Behzat Ç.” (pronounced like “che”) I was thinking that it’s “rude” and has typical plots. I also couldn’t see it at Golden Orange Film Festival. Then I’ve heard optimistic comments about it like two weeks ago. I’ve decided to watch the first episode. And guess what? It’s not actually horrible, it’s even good.
Behzat Ç. I Buried You In My Heart

            After watching another episodes on TV, made me feel that movie’s been waiting for me! I’ve seen it yesterday… Seeing the movie at Ankara is an unaccountable.
            Movie, takes place at “Gençlik Parkı” and we see that there’s a murderer who buries coffins –with the alive people in it. After that incident, Behzat Ç. and his teammates begin to search for the criminal. They find out that the murderer’s a man who calls himself “Red Kit.” Day by day, the murders increase. Behzat has to face off with his past when he looks out for the murderer…
            Directed by Serdar Akar. The movie’s also based on Emrah Serbes’ novel “Son Hafriyat.” (which means “The Last Excavation”) Starring  Erdal Beşikçioğlu (Behzat Ç.), Fatih Artman (Harun), İnanç Konukçu (Hayalet), Berkan Şal (Akbaba), Canan Ergüder (Savcı Esra), Ege Aydan (Şevket) ve Hazal Kaya (Berna), Tardu Flordun (Red Kit), Cansu Dere (Songül), Hakan Boyav (Kolsuz Ahmet) and Rıza Kocaoğlu (Penbo).
Behzat Ç. and his daughter Berna.

            Movie looks so “simple” but well, it has lots of messages in it. Screenwrite has quality! It has funny scenes with makes the movie better. I’ve been missing Behzat’s word “la.”
            It even has lots of language but i think they used it cleverly. In different scenes, it’s so useful. So that everyone laughs at it!
            Actors were awesome. I don’t think that it’s gonna be right if i write something about Erdal Beşikçioğlu. I also liked Fatih Artman from the TV show. He’s still so funny! Tardu Flordun’s performance admired me so much even he has not so much part.
İnanç Konukçu and Cansu Dere at the premiere.

            I think Canan Ergüder’s so “elegant” and she acts so cool!
            When you first see the movie, it’s not so absorbing but it gets exciting after a while. I’m so glad that Emrah Serbes has created such a character like Behzat Ç!
            I also congratulate Erdal Beşikçioğlu for earning the Best Actor award at the Golden Orange Film Festival.
-Su Yılmaz-
Fatih Artman receives Erdal Beşikçioğlu's award for him!

6 Kasım 2011 Pazar

MICHAEL FASSBENDER

             Michael Fassbender, bu ay vizyona girecek olan “A Dangerous Method” filminde Carl Jung olarak karşımıza çıkıyor. Yazımda da belirttiğim gibi Carl Jung rolünde harikalar yaratmış.  Altın Portakal’da izleme şansı bulduğum bir başka filmi “Jane Eyre” da Aralık ayında vizyona girecek.

Fassbender, 2 Nisan 1977 tarihinde Almanya’nın Heidelberg şehrinde dünyaya geldi. İrlanda ve Alman asıllı. Şu anda İngiltere’de yaşıyor.
Filmografi:

5 Kasım 2011 Cumartesi

SOY SENDROMU

SOY SENDROMU
Kuşakaşan Terapi ve Soyağacındaki Gizli Bağlantılar
Anne Ancelin Schützenberger


Yoga hocam Belma Hanım’ın önerisiyle aldığım bir kitap “Soy Sendromu”. Tüm yaz okuyamadım. Orlando uçuşunda bitiririm ve yolculuk keyifli hale gelebilir diye yanıma alıyorum. Evet, gerçekten gidiş-dönüş kitabı bitiriyorum. Ama kitabın yorumunu Ankara’da yazıyorum. Sonbaharda Ankara’da olmak, üşüyerek tüm alış-veriş merkezlerine inat Tunalı Hilmi’de gezmek, yorulunca kafelerinde mola vermek. Küçük küçük alış-veriş yapmak, insanların doğallığını keşfetmek bu şehirde. Bu şehirde insanların parası kimseyi ilgilendirmez, herkes birbirine insanca yaklaşır ve gülümser. Okumuşluk kitapçılarında görmeye değerdir. Neyse kitabıma dönüyorum:

Anne, bizim, sadece kuşak zinciri aracılığıyla, aslında atalarımız tarafından yaşanan travma ve olaylarla, nasıl bu zamanda ziyaret edildiğimizi, bu konuda nasıl da seçim şansımız olmadığını gösteriyor. Anne, Nis Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde grup psikoterapisi ve psikodrama alanında çalışan başarılı bir profesördür ve yazılı olmayan bir kanunla atalarımızın yaşamlarını yeniden yaşamamıza yol açan gizli sadakat ve bağlılık kuramı, kuşakaşan terapilerle ilgili araştırmalar yapıyor.

Kitap ilginç ve etkileyici olgu örnekleri ile bizi düşündürüyor. Ben çok beğendim, aradığım soruların cevaplarını buldum. Tavsiye ederim. Kitaptan beğendiğim kısımları sizlerle paylaşmak istiyorum;

İnsanların geçmişe ait mirası sadece huydan ibaret değildir ayrıca eski kuşakların belleğini de taşır. Yunanlılar bu durumu öldürdüğü komutan Nessus’un tuniği giyen Herkül’ün öyküsünde anlatmışlardır. Tunik onun derisinde yapışmış ve ona o kadar çok acı vermiştir ki sonunda bu acı ile hayatını sonlandırır. Nessus’un tuniği gibi, aile yinelemeleri de deriye yapışır, kişinin, atasına ait acıları ve kaygıları depolamasına yol açar.

Bir insanı ya da bir bireyi tam anlamıyla anlamak için onu tüm gereksinimleri, zorunlulukları, bağlılıkları ve aile ilişkileri alanında birçok kuşak boyunca görülen sorumluluk içeren tutumlarla birlikte ele almalıyız. Rollerin belirli ve birbirine bağlı olduğu bir aile dizgesinde, hesapları halletmek şekli tıkanır ve yineleyici hale gelir ya da sonraki bir zamanda çözülmek üzere sonsuzlaşır: Nevrozlar ve diğer belirtiler bu şekilde kalıcılaşır. Ailenin değişik üyelerinin değişik suçluluk eşikleri vardır; değişik uyumsuzluk toleransları.

Terk edilen ve evlatlık verilen çocuklar, onlara ilgi eksikliği, reddedilme ve terk edilme ile verilen zararı bir yerlerinde ararlar. Ebeveynler koruk yer, çocukların dişleri kamaşır. Bizim evde de bu öğreti hep söylenir. Yapılanlar bir biçimde bir yerlerde gün yüzüne çıkar ve eğer hesaplaşma tamamlanmamışsa tamamlanır.
Anne kitapta boş zaman etkinlikleri, hobiler, uğraşlar aile sırlarıyla bağlantılıdır diyor, ilginç. Bir aile yinelemesi gördüğümüzde şunu öngöre biliriz; “aile ağacını iyileştirmezsek” “kötü olay” kendisini tekrar edebilir, ancak görülmeyen sadakati hangi kardeşin ya da kuzenin taşıyacağını öngöremeyiz. İşler şimdi olmaktadır, yineleme olaydan sonra gözlenir.

Bir şeyleri görüyorsunuz, bu acıtıyor; bunun hakkında konuşabildiğinizde acı gidiyor ve kendinizi daha iyi hissediyorsunuz.

Kitap ilginç ve bir dolu bilgi yüklü. Daha fazlası için bu kitabı okumanızı öneririm.
İyi Bayramlar
Aylin Ayaz Yılmaz



4 Kasım 2011 Cuma

Giordano Bruno'nun iki şey hakkındaki sözleri

Giordano Bruno‘nun “iki şey “ hakkındaki sözleri ,

İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir:

1- Şikayetçilik
2- Dedikodu
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller:
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirmek
2- Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar:
1- İradeye hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak
İki şey 'Ekstra Değer' katar:
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır:
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar:
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır:
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır:
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller:
1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat)
2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir:
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)
İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1- Anne
2- Baba
İki şey geri alınmaz:
1- Geçen zaman
2- Söylenen söz
İki şey ulaşmaya değerdir:
1- Sevgi
2- Bilgi
İki şey "hayatta önemli olan her şey" içindir:
1- Nefes alabilmek
2- Nefes verebilmek,

sevgiyle
Aylin Ayaz Yılmaz