Sayfalar

Viyana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Viyana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2012 Perşembe

VİYANA'DA KAHVE VE TATLI MOLALARIMIZ

2011 yazı-Başak'la Viyana'da

Bizim Viyana sevdamıza çok sevdiğim arkadaşım Başak iki yıldır eşlik ediyor. Onunla Viyana sokaklarında farklı farklı kafelerde mola veriyoruz. Türkiye’den uzak, dertlere bir tık mola oluyor. Sokaktan gelen geçenleri seyredip, bol bol kıkırdıyoruz. Öldüren yorumlarımızla dünyayı çekiştiriyoruz; ama en çok tatlıları yerken kendimizden geçiyoruz… Kahvelerimiz ve Viyana’nın o meşhur tatlıları. Viyana’da olmanın olmazsa olmazı mis gibi kahve kokan kafeleri. Dillere destan tatlıları. Zaten Viyana’nın en sevdiğim yanı sokaklarında klasik müzik dinleyerek bu enfes kafelerde mola vermek ve tatlılarını denemek… Şimdi size bu molalarımızın fotolarını sunmak istiyorum. Şöyle arkanıza yaslanın, oradaymış gibi bizim tatlı molalarımızı hayal edin ve bana kızmayın lütfen, zira canınız çok çekebilir bu tatlılarıJ))
Mariahilferstrasse Vapiano- Tiramisu

Bu yıl Vapiano’ya çok uğradık. New York’ta da severek gittiğimiz Vapiano İtalyan bir restaurant. Dolayısıyle tatlılar İtalyan. Sunumları ve lezzetleri tam puan.
Hawelka Cafe- Apfel Strudel

Hawelka Cafe Viyana’nın en eski kafelerinden biri. Melange kahvesi ve apfel strudel’i bence Viyana’nın en iyisi. Kafe ara sokakta tıklım tıklım kalabalık. En son gün bir sene yiyemeyeceğim diye koşarak tok olmama rağmen apfel strudel yedim. O kadar yani…
Michele Cafe- Profiterol

Mariahilferstrasse’de alışverişten bunalıp mola vermeniz için güzel bir bahane. Kahvenizi için, bu değişik kavanozda sunulan beyaz çikolatalı profiterolu deneyin derim. Dinlenmeniz bitince hemen yanındaki Butler’s ve Interio’dan eviniz için değişik gereçler alabilirsiniz. Ben valizim aldığınca topluyorum her şeyi…
Aida Cafe-Cremschnitte

Aida Cafe her yerde var ama biz Stephanplatz’dakine oturuyoruz. Gelen geçeni seyretmek nefis. Çok popüler bir kafe, tatlıları da denemeye değer. Buranın Cremschnitte, Capresse Cake ve Naugattasche tatlıları meşhur.
Starbucks Cafe- Blueberryli Muffin& Rockslide Brownie

Hani Viyana’da olup Starbucks’da mola verilir mi dediğinizi duyabiliyorum. Ama öyle bir köşedeki önünde adı duyulmamış müzisyenler mini konserler veriyor mecburen hemen oracıkta takılıyorsunuz. Bu molamızda dört Rus bayan sanatçı beni benden alıp götürdüler. Tüylerim diken diken, gözlerim dolu dinledim. Yaşlandıkça iyice ağlak bir kadın oldum ben yaaaJ))
Vapiano-Cheesecake

Yine Vapiano yine İtalyan bir tatlı…
Demel Cafe- Mohnstrudel Gezogen

Demel Cafe Hofburg Sarayı’nın karşısında nefis döşenmiş ünlü bir cafe. Tüm tatlıları yemelik. Satılan kekleri gördükçe gözlerime inanamadım…
Aida Cafe- Capresse Cake

Aida Cafe’de yorgunluk atıp hiç un kullanmadan yapılan Capresse Cake deniyoruz.
Michele Cafe- Çilekli Tiramisu

Bu çilekli tiramisuyu denemeden gelmeyin. Yediğim en en iyi tiramisu…
Mozart Cafe- Apfel Strudel

Mozart Cafe yazıma bakınız. Kocaman öptüm siziJ))
Sacher Cafe- Sacher Torte

Yine ne olur kızmayın Sacher Cafe yazımı okuyunuz, ayrıntılar için…
Peki, benden bu kadar. Tatlı bir hayat dileğimle…

22 Temmuz 2012 Pazar

MOZART IN SALZBURG

Mozart Geburtstaghaus
Mozart in Salzburg
İlk kez geldiğim için çok heyecanlı olduğum Salzburg şehrinde gördüklerimi sizinle paylaşmak istiyorum.  Normalde gezi yazıları annemden sorulur; ama işin içinde tarih söz konusuysa yazıyı kimsenin yazmasına izin vermem.  
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, şehri gezdikçe buranın gerçekten Mozart’a ait olduğunu hissediyorsunuz. Mozart’ın doğduğu ve yaşadığı evler, heykeli, çikolatası… ve daha neler neler!
Ben de çok sevdiğim bir besteci olan Wolfgang Amadeus Mozart’ın doğduğu eve gidiyorum. Old City’deki bu eve gittiğimde içimde garip bir heyecan var, anlatamadığım… Sanki Mozart o an benimle ve beni evinde karşılıyor.
İlk önce mutfağını gösteriyor, ardından usulca merdivenleri çıkıyoruz. Daha sonra duvarda kocaman bir soyağacını görüyorum. Diğer odalara girdiğimde ise ona ait mektuplarla ve notalarla karşılaşıyorum.
Ailesine ait tabloları incelerken, ailedeki birçok üyenin müzikle ilgilenmesi hoşuma gidiyor. Öyle bir ailede yaşadığınızı düşünün. Mini-orkestra gibi sanki… Hatta daha güzel!

Mozart’ın kemanını ve saçını gördüğümde ise adeta çığlık atıyordum. Bir dakikalık bir şaşkınlıktan sonra incelemeye başladım. O keman benim olabilir mi acaba?
Piyanosunu da görünce tam oldu. Yoksa piyanolarını mı desem? Evet, tam üç tane piyano gördüm ve onların hala eskisi gibi durmaları içimde hüzünle sevinç arası bir duygunun oluşmasına sebep oldu.
Eşsiz Salzburg manzarası eşliğinde, doğduğu evden yürüyerek hemen karşınızdaki ev olan, yaşadığı evi ziyaret ediyoruz.
Mozart Wohnhaus

Belki birden çok evi olabilir; ama o, sadece bir kişi. Milyonda bir bulunabilecek bir yetenek… Kendisinden sonra gelecek müzisyenlere esin kaynağı olmuş bir dahi. Ben de piyano çalarken, hep onu hayal ediyorum.
6 MADDEDE MOZART:
1)    Doğuştan Gelen Yetenek: Küçüklüğünden beri, babası ve kardeşi ile birlikte konserlere çıkan Mozart, soylular ve saraylılar tarafından ilgi ile dinlenir. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni meydana getirir.
2)    Weber Kardeşler: Wolfgang Amadeus Mozart, bir turneye çıktığı sırada Aloysia Weber’a aşık olur, ne var ki evlendikten sonra ayrılır ve kız kardeşi Constanze Weber ile evlenir. Constanze’ı ise ömrünün sonuna dek sevecektir. -Mozart’ın evinde de çok sevdiği eşi Constanze’ın tablosunu görme şansı yakaladım.-
3)    Sinemada “Mozart”: 1984 yapımı Amadeus adlı filmde Tom Hulce tarafından, 2010 yapımı Mozart’s Sister filminde ise David Moreau tarafından canlandırıldı.
4)    Mozartkugeln: Avusturya’da ve özellikle Salzburg’da çok meşhur olan bu çikolata, Mozart’tan esinlenerek yapıldı. İsminden de anlaşılıyor zaten.
Mozartkugeln çikolatası

5)    Mozart’ın Hobbileri: Mozart, müziğe olan tutkusu dışında, bilardo oynamayı da çok severdi. Öyle ki, bazen bütün gece oynadığı da olurdu.
6)    Mozart’ın Ölümü:  Wolfgang Amadeus, 5 Aralık 1791 yılında “hitziges Frieselfiber” hastalığı yüzünden Viyana’da vefat eder. Öldüğü ev de Stephansplatz’tadır.
Mozarthaus Vienna

Bu arada müzenin –evin- shop’una da girmenizi öneririm. Ben Mozart’a ait harika cdler aldım.
         Geziden de Mozart’la tanışmanın sevinciyle ayrılıyorum…  Hayatınız bir Mozart bestesi kadar güzel geçsin.

 -Su Yılmaz-
 
                           
                                      Mozart in Salzburg
The house that Mozart has born

     I’m writing about my trip to Salzburg which i’m very excited because it’s my first time, here. In normal life, my mother writes about travel; but if history is in it, i won’t let anybody to do it!
         First of all, i have to say that you feel like the city belongs to Mozart. Mozart’s house, chocolate, statue… and more and more!
         And i go to one of favorite composer’s house, Wolfgang Amadeus Mozart. I have the feeling that i can’t describe when i go to his house in Old City. It’s like Mozart’s waiting for me to come inside.
         Firsly, he shows me his kitchen, “küche”, then we silently step onto the stairs to go up. I see a huge family tree on the wall. When i creep a sneak peek to the other rooms, i look at letters and notes from him.
         Paintings of his parents amaze me and proves that they’re a huge musical family. I wonder how is it like to be? I mean, most of the family members are good at music… I’m sure it’s like a mini-orchestra, or even better!

         Then… When i’ve seen his “hair” and violin, i was almost gonna scream. I look at it like it’s not from our world. Can i have that violin, please?
         Seeing the piano is enough for me!!! Not only a piano, actually… Three pianos! Yes, you’ve heard it, three pianos.
The piano which belongs to Mozart

         With the extremely gorgeous sights of Vienna, we’re heading to the house where Mozart lived…
         Ok, he has more than a house, he has three pianos… But he’s only the one! A talent which could be found only one in a million. He’s became a source for the late-musicians after him. Even for me! I think about him all the time, when i play piano.
5 FACTS ABOUT MOZART:
1)    Born To-Be A Talent: Mozart has been doing concerts with his father and sister since his childhood and he’s loved by the nobles and the palace. He has made a minuet at 5, a concerto at 7 and a symphony when he was 8 years old.
2)    Weber Sisters: Mozart has fallen in love with Aloysia Weber and got married when he has gone on a tour. But then, he has separated and got married with his immortal love, Constanze Weber.
Mozart's wife: Constanze Weber

3)    Mozart in the Cinema: Mozart’s been acted by Tom Hulce in “Amadeus” (1984) and by David Moreau in “Mozart’s Sister” (2010).
Still from the movie "Amadeus"

4)    Mozartkugeln: The famous chocolate from Austria, inspired by Mozart. Liked it so much!
5)    Mozart’s Hobbies: Music’s been a passion for Mozart, we all know it. But except music, he liked playing billiards. He was even playing it all night!
6)    Death of Mozart: Wolfgang Amadeus has passed away on December 5th, 1791; because of  “hitziges Frieselfiber.” You can see his house in Vienna at Stephansplatz.
By the way, i bought terrific cds by Mozart from the shop that belongs to the museum. I love classical music, i guess!
     At the end of my journey, i leave a splendid city behind… And i’m perfectly filled with him, my love: Mozart!

-Su Yilmaz-

Mozart shop


        

5 Temmuz 2012 Perşembe

VİYANA GÜNLÜKLERİ 2012

                            -Mariahilfer Strasse & Ice Age 4-
Mariahilfer Caddesi
Kışın zorunlu koşturmasından sonra yazın tatlı koşturmasındayız. Bizim klasiğimiz Almanca yaz okulu için yine Avusturya, Viyana’dayız. Bu üçüncü yılımız. Okulumuzdan çok memnunuz. Su’ya katkıları tartışılmaz. Bugün Almancayı aksanıyla konuşabiliyorsa bu okulu Actilingua sayesinde. Avrupa’da olmanın ayrıcalığı eğlenerek dil öğreniyor. Türkiye’de okul çıkışları sus pus olan çocuk burada cıvıl cıvıl. Arkadaşlarından ayrılamıyor. Bir dolu ülkeden çocuk öyle güzel anlaşıyorlar ki anlatılmaz. İşte bu güzel tecrübeler için yine buradayız. İkinci sene kaldığımız yerde kalıyoruz. Üniversite öğrencilerinin kaldığı yurtla ev arası bir yer burası. Dubleks dairemiz her türlü lüksü barındıran mütevazı bir yer. Spası, saunası, solaryumu, çamaşır dairesi, güvenliği olan akıllı bir yer. Ama asıl olanı caddelerinde klasik müzik çalan, her yeri sanat kokan bu şehirde kısacıkta olsa bir kuble yaşamak insani tecrübeler kazandırıyor. Müzik ve manzara olmasa, aklın sürekli iş gören kısmı kendini kapatır; anılardan, özlemlerden, içe dönük ve özgün düşüncelerden kaçar, bunların yerine kurumsal olan ve kesinlikle kişisel olmayan düşünceleri tercih eder diyor Alain de Botton. Gerçekten doğru, bu şehirde görmek ve duymak önemli. Gözlerimi kapatıyorum müzik beni çağırıyor ve götürüyor. Mesela şimdi yazı yazarken kaldığımız yerde bir öğrenci piyano çalışıyor, aşık oldum resmen. Sonra bu şehirde müzik okuyan bir öğrenci olmayı hayal ettim…  Kendimi yaşlı buldum sonra, çok yaşlı… Sonra silkindim gencim daha dedim. Kocaman gülümsedim, kendime… Aman boş ver, anı yaşa dedim sonra…
Mariahilfer Strasse

Viyana günlerimizde klasiğimiz sinema seyretmek. Su okuldan 15.00 de çıkıyor. Mağazalar erken kapanıyor. Biraz mağaza turlayıp genelde 17.00 seansına gidiyoruz. Türkiye’ye henüz gelmeyen, kaçırdığımız ya da festival filmleri. İngilizce sinema Mariahilfer Caddesinde var. Metroyla U3 yani portakal rengine binmeniz gerekiyor. Mesela meydanda Stephansplatz’dasınız, metroda U3 Ottakring yönüne binip Westbahnof durağında –bu arada Westbahnhof, şehirlerarası bir istasyon- inerseniz caddeyi boydan boya gezmiş olursunuz. Viyana’nın en büyük caddesi. Tüm mağazalar burada var. Mariahilfer Caddesi’nin sonu Museum Quartier ve Kunsthist’i görebilir, Hofburg Sarayı’na ulaşabilirsiniz.
Mariahilfer Caddesi

Su’yu okuldan aldım, sohbet ederek iki metro değiştirip Mariahilfer Caddesine geldik.
Bir iki orijinal şey alıp tam sinemaya giderken Su’yun terliği koptu. Terliği Dubai’den almıştık. Terliğin öyküsü buraya kadarmış. Gülmekten ölerek bir senaryo yazdık terlik için. Su caddede yalınayak ve biz kahkahalar içinde ayakkabı arıyoruz. En sevdiğimiz mağaza H&M’den yeşil nefis bir ayakkabı alıyoruz kıkırdayarak ve terlik orada çöpe gidiyor. Sinemaya yetişmek, terliksiz kalmak ve yabancı bir şehir. Sonrası? Sonrası Su’yun uzmanlık alanı Ice Age 4…

                                               BUZ DEVRİ 4/ICE AGE 4
            Önceki bölümlerini de izlediğim Ice Age serisinin en son bölümüne -“Kıtalar Ayrılıyor/Continental Drift”- annemle beraber gidiyoruz. Neredeyse her filminde kahkahalara boğulduğum için bu bölümün de güzel olacağını tahmin ediyordum…
Ice Age 4: Continental Drift/Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor

            … ve tahminlerim beni boşa çıkarmadı. Abartmadan söyleyebilirim ki, son zamanlarda en çok güldüğüm filmlerden biriydi.
                                                           ***
            Filmde, kıtaların ayrılmasıyla kahramanlarımız Manny, Sid, Diego –yine- bir maceraya atılırlar. Bu sefer Manny ile Ellie’nin kızları Peaches büyümüş, tabir-i caizse “ergenlik” çağına girmiştir.
            Sid’in ailesi ise onu bulmaya gelmişlerdir, ne var ki amaçları Sid’le birlikte olmak değil, Sid’in büyükannesini başlarından kovmak ve onu Sid’in yanına göndermektir.
Sid-Buz Devri 4

            Bu yolculukta Manny, ailesine kavuşmak için elinden geleni yapmaya hazırdır. Onlar doğal afetlerle uğraşırken, karşılarına bir de korsan gemisi çıkmasıyla film, iyice hareketlenir.
            Diego da ilk aşkıyla tanışır, üstelik de esir alındıkları sırada!
            Filmin yönetmenleri Steve Martino ve Mike Thurmeier. Seslendirenler ise Ray Romano (Manny), John Leguizamo (Sid), Queen Latifah (Ellie), Denis Leary (Diego) ve Steve Wedge (Scrat).
            Ayrıca bu bölümde, Jennifer Lopez, Nicki Minaj, Keke Palmer gibi tanıdık isimler seslendirmede yer alıyor. Böyle isimlerin filmde olmasına çok şaşırdım, hatta filmi izlerken bir ara, bu ses çok tanıdık geliyor diye düşünmüştüm. Meğer o sesin sahibi Jennifer Lopez’miş. Bütün karakterlerin “We Are Family” şarkısını söyledikleri sahneye de bayılacaksınız.
            Daha önce de söylediğim gibi büyük küçük, herkesin izlemesini istediğim türden bir film. Her sahnesinde gülme garantisi veriyorum!
            Bu arada filmin başında, The Simpson’s dizisinden Maggie’nin yer aldığı kısa filmi de çok beğendim. Ayrıca en sonda seslendirmeleri yapan kişileri görmemiz de çok hoş olmuş.
            Hani bazı filmleri izlersiniz ve hiç bitmesini istemezsiniz. Başa sarıp, tekrar tekrar izlemek gelir içinizden. İşte bu film de o filmlerden…
Diego ve Shira

                                                           ***
 Ayrıca ebeveynlere de önerim şu: Bu filmi izleyin. Animasyon deyip geçmeyin, büyüklere de hitap ediyor. Hatta bazı sahnelerde çocuğunuzdan veya küçük bir çocuktan bile daha çok zevk alıyorsunuz.
            Eğer söylediklerim sizi tahmin etmiş ve filmi izlemişseniz ne mutlu bana. Son olarak da “İyi eğlencelerrr!!!” demek istiyorum!
Not: 3D izlerseniz, filmin keyfine daha çok varacaksınız…
Jennifer Lopez, Shira'yı seslendiriyor.


           

28 Temmuz 2011 Perşembe

VİYANA CENTRAL CAFE'DE HAYAT, NEW YORK STARBUCKS'TA HÜZÜN

Viyana’da son günlerim, Central Cafe’de kitap okuyorum. Son sayfalarım, kitabım bitmek üzere. Çok keyifliyim, dışarıda yaza inat soğuk bir hava, içeride bir dolu sohbetler, kimseyi tanımamak ne büyük özgürlük, ne büyük bir güven kahvemi yudumluyorum, kitabım bitmesin istiyorum zira ikinci bölümü yanımda getirmedim. Cafe Central’ı büyük ama boş uğraşlarla bulduğumu anlıyorum. Ben anayoldan parlamento binasından gelip, Ulusal Tiyatrodan arıyorum. Oysa Demel Cafe’den sağa saptığın zaman hemen karşında. Çok basit.

Cafe Central… Bir sürü renkli kubbecikten oluşan yüksek tavanı göz alıcı. Avizeler sade ve zarif. Troçki’yle Kafka’nın Viyana yıllarında en çok uğradıkları kahve diye, edebiyatçıların uğrak yeri diye yazıyor. Etrafta o tipler var mı? Bence daha çok benim gibi meraktan uğramış yabancılar çoğunlukta. Kahvenin aylık gazetesinde bir romancıdan satırlarda şöyle diyor.  Bu kahvede yazmış: Parasızlık... Kadınsızlık... Borç bulamıyorum. İntihara dair düşünceler… Demek ki o zamanlar turistik değilmiş bu kadar.
Gelelim sıkı sıkı bağlandığım kitaba. Ayşe Kulin’in dünyanın en güzel ilişkisi baba-kız ilişkisinden yola çıkarak hayatının 1964-1983 arası babasıyla yaşadığı yılları. Sadece babasıyla değil, yakın tarihimizde içinde bulunduğu yerler, işler, aşklar… Okumayı en çok sevdiğim yazarlar arasında Ayşe Kulin. Bugüne kadar yazdığı hiçbir yazıyı kaçırmadım ama bu kitap başka bir tattaydı benim için. Nedenini sormayın, bilmiyorum ama sadece şu kadarını söyleyebilirim, herhalde ben de böyle yazmak istiyorum, rol modeli alıyorum. Bakın tam da evimden kaç km uzakta kendime bile itiraf edemediğim deli gibi yazma isteğini size itiraf ediyorum. Dürbünümde Kırk Sene’yi bir günde bitiriyorum. İyi yazmak dolma sarmak gibi, yazı sizi alıp götürüyorsa bir çırpıda okuyup bitiriyorsunuz. Oysa yazmak, tekrar yazmak seneler alırken…

Şimdi New York’ta Starbucks Cafe’deyim. Manhattan’da. Viyana’nın özeni yok ama buranın enerjisi bağımlı yapıyor sizi. Benim küçücük ama kocaman zekâlı kıztoşum Amerika uyuşturucu gibi, çok kalırsan etkisine kapılıyorsun, geçici gelirsen zevk, Avrupa tamamıyla kültür, otoriter bir kadın gibi diyor bana. Gülüyorum onun kocaman yorumlarına haklı çünkü. Amerika bağımlılık her yaz bir doz. Elimde Ayşe Kulin Hüzün. Uçakta başlayıp hemen geldiğim gün bitiriyorum. Elimde kitap, mavi gözlü dev babasının ölümünü hıçkıra hıçkıra ağlayarak okuyorum. Bana bakıyorlar mı? Yok burada kimsenin kimseyle derdi yok, ohhh rahatça ağlayarak okuyabilirim. Bu kitapta yozlaşan Türkiye’yi Kulin’in kaleminden tarih tarih okuyoruz. Değerlerin menfaatler çakışınca sıfıra inmesini ibretle gözlüyoruz, bu en yakınınız olsa bile. İyi yetişmemiş insanların egosuyla savaşlarını görüyoruz. İyi yetişmiş kişilerin hayatın anlamını kavrayışları ve kotarışlarına bayılıyorsunuz. Bir kızın hayatında iyi, dürüst, ilkeli bir babanın önemi. Tıpkı benim babam gibi… Benim babam da mavi gözlü, ilkeli, dürüst ve kızlarını ne olursa olsun çok seven baba. Ben bana bir şey olduğunda bak şimdi babam çok üzülecek diye üzülürüm. O mavi gözlerinin buğulanmaması için çabalarım.

Dışarısı cıvıl cıvıl… Herkes tarz. Çok istediğim Broadway Müzikallerinden birine gitmek için kalkıyoruz. Çantamda kitabıma sıkı sıkı sarılıyorum. Bu güzel kadının güzel kitaplarına bayılıyorum. Kendimi insan kalabalığının seline bırakıyorum…

15 Temmuz 2011 Cuma

HARRY POTTER FINAL

                HARRY POTTER ve ÖLÜM YADİGARLARI: BÖLÜM 2
                                   BÜYÜK FİNAL
“Her şey sona eriyor!” Harry Potter için söylenebilecek en uygun söz. Bütün dünyada dün vizyona giren film, son bölümün 2. bölümü. 7 Temmuz’da İngiltere’de, 11 Temmuz’da ise Amerika’da galaları yapıldı.
Daniel Radcliffe, J.K Rowling, Emma Watson, Rupert Grint

Bugün de Viyana’da kendi galamı yapıyorum ve Mariahilferstrasse’de bulunan English Haydn Cinema’ya gidiyorum. Bu sokak cıvıl cıvıl ve bir sürü güzel markayı burada da bulabilirsiniz. H&M, Forever 21, Humanic, Zara… Sinemanın bulunduğu yer de ayrıca ilgimi çekiyor.
English Cinema Haydn’ın iyi yanı ise filmleri İngilizce izleyebiliyor olmamız. 3D kalitesi de iyi (real d 3D) Salon da çok konforlu, koltukların aralarında boşlukların olması da buna etken.
Gelelim filme… Film, hepimizin bildiği gibi son bölüm. J.K Rowling’ten alınan bilgiye göre de 8. kitap çıkmayacak. (Kitabını okuyanlar 7. bölümün son olduğunu anlayabilirler).  Bu yüzden herkes heyecanlı ve şu “büyük” finali görmek istiyor.

Voldemort’un Mürver Asa’yı almasıyla Harry’nin işi iyice zorlaşır; fakat asa tam olarak Voldemort’un değildir. Aslında Snape’e aittir. Harry, Ron ve Hermione hem hortkulukları öldürmek hem de Hogwarts’ı korumak zorundalar. Büyücülük tarihindeki en büyük savaş başlamak üzeredir.
Harry Voldemort’u alt etmeye çalışırken geçmişi hakkında bilmediği sırları öğrenecek ve Tom Riddle (Voldemort) ile arasındaki bağın gizemi ortaya çıkacaktır. Son yaklaşıyordur…
The Evils:Bellatrix Lestrange, Voldemort, Lucius Malfoy

Filmin yönetmeni Harry Potter’ın 5. bölümünden beri yönetmenliğini yaptığı David Yates. Başrollerde Daniel Radcliffe, Emma Watson, Rupert Grint, Helena Bonham Carter, Evanna Lynch, Tom Felton, Matthew Lewis, Bonnie Wright, Alan Rickman, Gary Oldman ve Ralph Fiennes var. Daniel Radcliffe’i Harry Potter rolünde izlemekten gerçekten çok memnunum; çünkü çok başarılı bir performansı var. Emma Watson da her zamanki gibi göz dolduruyor. Rupert Grint’i Ron karakteriyle izlemeyi özlemişim.
Bu filmde favorilerim ise Ralph Fiennes ve Helena Bonham Carter ikilisiydi. İkisi de kötü rollerin hakkını vermişler, onlar olmasa filmin tadı çıkmaz diye düşünüyorum. Genç oyuncular Evanna Lynch, Tom Felton ve Matthew Lewis de bu filmde harika iş çıkarmışlar, rolleri başrol kadar çok olmasa bile bence ellerinden geleni yapmışlar.
Filmi genel olarak değerlendirirken de gerçekten Harry Potter gibi efsane bir seriye yakışan bir final olmuş. Kitaplarıyla da değerlendirirsem bende aynı izi bıraktı diyebilirim. Kitabı okurken ne kadar heyecanlanıyorsam, filmde de o kadar heyecanlandım. Kelimelere sığdırılamayacak kadar çok seviyordum Harry’yi. Birçok hayran gibi ben de J.K Rowling’e yalvarıyordum bu son olmasın diye. Ne yazık ki her güzel şeyin bir sonu var.
Filmi efektleri ve müzikleri de olumlu yönde etkilemiş. Bir kez daha Alexandre Desplat’ı ayakta alkışlıyorum.  The Tree of Life’ta da beni etkilemişti.
Harry’nin son macerasında aslında Hogwarts Savaşı ön planda tutulmuş ve bence iyi olmuş. Harry Potter ve Ölüm Yadigarları 1’den daha sürükleyici olduğunu düşünüyorum. Filmi izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım, gerçekten başarılıydı. Oyuncuların çok uygun seçildiğini düşünüyorum, hepsi birbirinden harikaydı. Alan Rickman, Helena Bonham Carter, Ralph Fiennes, Gary Oldman, Michael Gambon gibi usta oyuncuların yanında genç oyuncular da bu film sayesinde yeteneklerini gösterdiler.
Film çıkışı bir yanım mutluydu bir yanımsa üzgün. Bu harika finali gördüğüm için çok mutluydum; ancak bu serinin bitmesine ağlayacak kadar üzgündüm.
Sue with free Dobby!

Destansı finalde Harry ile birlikte bu heyecanlı yolculuğa çıkmamızı sağlayan yönetmen David Yates’i, yapımcılar David Heyman ve David Barron’u kutluyorum. Bu efsanevi seriyi bize anlatan çok sevdiğim yazar J.K Rowling’e de teşekkür ediyorum.
-Her Şey Sona Erdi.-
-Su Yılmaz-
                        HARRY POTTER AND THE DEATHLY HALLOWS PART 2
                                   THE FINAL CHAPTER
            “It all ends.” This is the rightest thing to say for Harry Potter. The movie came to theaters yesterday in the world and it’s the second part of the epic final. There were premieres in London (July 7th) and the USA (July 11th)

            And today, i’m having my premiere in Vienna today and going to English Cinema Haydn in Mariahilferstrasse. This street’s so colorful and makes you feel happy. You can find many famous brands there: H&M, Forever 21, Humanic, Zara… The place where the cinema’s in also interesting.
            The coolest thing about English Cinema Haydn that you can watch English movies there. I loved the 3D,too. (real d 3D) The theater’s so comfortable just because it has a large place and comforty seats.
            Let’s talk about the movie til you get bored… The movie’s –like everyone knows- the final chapter of the serie. The informance got from J.K Rowling is that there’ll be no more books. (If you read the 7th book, you can it’s the end) So everybody wants to see this “hillarious” final chapter.
            Harry has more troubles when Voldemort (Dark Lord) gets the Elder Wand; but it actually doesn’t belong to him. It belongs to Snape! Voldemort won’t stop until he possesses the Elder Wand and become the most powerfull wizard in the world. Harry, Ron and Hermione both have to save Hogwarts and defeat the Horcruxes. The biggest battle in wizard history was about to start.
When Harry tries to defeat Voldemort, he finds out some secret about his past and the way his life depends on Tom Riddle’s. (Voldemort)
The director is David Yates from the 5th movie to the end. Cast is Daniel Radcliffe, Emma Watson, Rupert Grint, Helena Bonham Carter, Evanna Lynch, Tom Felton, Matthew Lewis, Bonnie Wright, Alan Rickman, Gary Oldman ve Ralph Fiennes. I’m really glad to see Daniel Radcliffe as Harry; because he has a really amazing performance. Emma Watson is –as always- charming. I’ve really missed Rupert Grint to see him as Ron Weasley.
In that movie, my favorite couple was Helena Bonham-Carter and Ralph Fiennes. They’d be the best “evils” and without them the serie would be not that awesome. Young talents Evanna Lynch, Tom Felton and Matthew Lewis were well succeded, even though they are not the main characters they acted well.
Tom Felton as Draco Malfoy

When looking fort he whole movie, i think Harry deserved that kind of legendary final. I2ve also read the books and i can say that when i’ve watched the movie i felt the same excitement as i was feeling while i was reading the books. (Pheww!) I can’t describe my love to Harry with words. I begged to J.K Rowling to write the 8th book like the Harry fans. Unfortunately, every good thing has an end.
The possitive things about movie are the efects and the soundtrack. I applouse Alexandre Desplat again, the same excitement, the same awesomeness.
In Harry’s last adventure we see Hogwarts Battle too much and that’s a cool thing. It’s even more gorgeous than Harry Potter and the Deathly Hallows Part 1. I didn’t even think to take a glimpse at my watch. I think actors chosen correctly.  Both masters (Alan Rickman, Helena Bonham Carter, Ralph Fiennes, Gary Oldman, Michael Gambon) and the young talents were really really enchanted.
I was both happy and sad after i saw the movie. One side of me happy to see the awesome final; but the another side could cry to the end.

I really appreciate the director David Yates, producers David Heyman and David Barron to make us go to the journey with -the boy who-lived- Harry Potter. I also want to thank J.K Rowling with all my heart. She has been my idol for ages, since i was 3.
-It has all ended.-
-Su Yilmaz.-