Sayfalar

SEYAHAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SEYAHAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2012 Pazartesi

HİNDİSTAN GÜNLÜKLERİ - I


YENİ DELHİ

Hindistan… Müthiş manzaraları ve sesleri içinde barındıran mistik ülke.  Yoksulluğun içinde ışıl ışıl parıldayan şeker rengi sarileri, yemeklerindeki bol baharat kokusu… Sokakları bisikletlilerin, ineklerin, binek araçlarının ve hatta duruma göre eşeklerin çektiği arabaların oluşturduğu trafik. Korna sesleriyle dünyanın en karışık ülkesi. Göz kamaştıran saraylar ve Hint tapınakları… İçinde Asya fillerinin ve Bengal kaplanlarının bulunduğu ormanlar… Burası birçok zengin kültürün, dilin ve inancın bulunduğu geniş bir ülke. Zengin tarihi olması ile birlikte Hindistan’da dünyanın önemli birçok girişimcisi yaşıyor. Burası çok mistik bir harikalar diyarı, öyle ki aynı zamanda hem karmaşık, hem de ziyaret edenleri büyülemeyi başaran ülke.

İnsanlar Hindistan’da vakit geçirdikleri zaman, hayatları bu şehir sayesinde sonsuza dek değişiyor. Tıpkı benim gibi. Artık istesem de eski ben değilim. Yoksulluğun içinde gözlerindeki alçak gönüllüğü beni büyüledi bu ülkenin insanlarının.

Hindistan, yaklaşık 1,3 milyar nüfusu ile Çin’den sonra dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi. Hindistan, 28 eyaletten oluşuyor. Her eyaletin bir başkenti var, Delhi ise Hindistan’ın başkenti. İdari şekli iki meclisli parlamenter bir cumhuriyet. Resmi diller İngilizce ve Hintçeden başka 14 ayrı ana dil ve binlerce lehçe konuşulmakta. Eğitimli bir Hintli, İngilizce ve Hintçeden başka kendi lehçesinin olduğu yerel dili ve bulunduğu eyaletin dili ile birlikte 4 ayrı dil konuşmak durumunda. Hindistan’da çok zengin bir dini yapı mevcut. Hinduizm ve Budizm’den başka Müslümanlık, Hıristiyanlık, Sihlik gibi dinler iç içe ve ahenkle yaşatılmakta. Hindistan’da yaklaşık 130 milyon dolayında Müslüman yaşamakta.  Endonezya’dan sonra dünyada Müslümanların en fazla olduğu 2. ülke. Hindistan’da birçok yerde Müslümanlığın etkilerini görmek mümkün.
Ülkenin geniş ray sistemi (40.000 mil uzunluğunda olan ve 28 bölgeye gidebilen) sizi hayal ettiğiniz birçok yere götürebilir.
Hindistan’ı yakından keşfederken, fark edeceksiniz ki bu ülkenin limitleri yok!

Hindistan’a gitmek düşüncesi bile beni acayip heyecanlandırıyor. Öncelikle hangi renk pasaportunuz olursa olsun vize almanız gerekiyor. Vize için otel ve uçak rezervasyonunuz yeterli. Daha önceden giden arkadaşlarımız bize uyarıda bulunuyor; su götürün, yiyecek götürün, aşı olun gibi upuzun liste. Bana göre hiçbirine gerek yok. Kapalı su her yerde satılıyor. Giysi olarak pamuklu, ince ve kapalı giysilerle çok rahat edersiniz. Biz Hindistan’da farklı farklı şehirlerde olacağız. Ben size ilk olarak Yeni Delhi ile başlamak istiyorum.

Biz Sheraton New Delhi Hotel’de kalıyoruz. Kesinlikle öneririm. Temiz, gezmek için pratik, yemekleri güzel. Delhi havaalanı çok modern. Şehri gezmek için en iyi yöntem otelden taksi kiralamanız. Zaten başka seçeneğiniz yok gibi. O meşhur otobüsleri bizim için çok fazla kalabalık. Taksi çok ucuz ve size yılmadan, bıkmadan tüm şehri gezdiriyor. Siz tapınakları gezerken bekliyor. Otelden nereleri gezebiliriz diye şehrin haritasını alıyoruz. Kendimize bir rota belirliyoruz ve o müthiş dillere destan trafiğine dalıyoruz. On dakikalık yolu survivor gibi saatler içinde alabiliyorsunuz. Trafik hayal bile edemeyeceğiniz kadar kalabalık. İnsanlar sokaklarda yatıyor. Hindistan’da bazı insanların evi olmadan sokakta doğup sokakta ölürmüş. Hal böyle olunca sokakta yıkananlar, fiziksel ihtiyaçlarını karşılayanlar çok normal kalıyor.



Delhi yolculuğumuzda Hindistan Kapısı, Parlamento Binası, Qal’a-i-Kuhna Camisi, PuranaKila (Eski Kale), Kuvvet-ül İslam Camisi, Lal Qila (Kırmızı Kale), Hümayun Türbesi, JamaMasjid (Cuma Camisi), Lotus Tapınağı (Bahai Tapınağı), AksharDham Tapınağı’nı geziyoruz. Bu gezdiğimiz tüm tapınaklara ve mescitlere ayakkabılarınızı, hatta çantalarınızı emanete bırakıp giriyorsunuz. Yalnızca siz ve kocaman yüreğiniz. Tapınaklarda meditasyon müzikleri çalıyor, sizi sizden alıp götüren. Mesela Lotus Tapınağı’nda volanter çalışan Avrupalı gençler hangi dinden olursanız olun şu an, tam şu an Tanrı ile birliktesiniz diye alıyorlar sizi içeri. Meditasyon yaparken arındığımı hissediyorum, o kadar büyük bir duygu patlaması yaşıyorum ki kelimelerle anlatmak zor. Hayatımda sadece huzur istiyorum. Allah’ım beni tüm egolarımdan arındır diye dua ediyorum. Buradan çıkışta artık farklı bir benlikle çıkıyorum.
Hindistan Kapısı

Akshar Dham Tapınağı

Jama Masjid
Lotus Tapınağı

Lal Qila (Kırmızı Kale)

AksharDham Tapınağı ise şu ana kadar gördüğüm en incelikli tapınak. Detaylarla işlenmiş duvarlar, heykeller… İnanışlarına göre; Brahma “evreni yaratan” dır. Bir evrenin yıkılıp yenisinin yaratılması aşamasında Brahma, Vishnu’nun göbeğinden fışkıran bir lotus kaynağından ortaya çıkar ve “Om” hecesini tekrarlayarak evreni kurar. Brahma’nın dört yöne bakan dört kafası vardır, böylece her yeri ve her şeyi görür. Dört Veda’nın bu dört kafadaki dört ağızdan yayıldığına inanılır. Tüm evren, Vishnu’nun varlığının açığa çıkışından başka bir şey değildir. Onun varlığından hayatının bütün formları ve maddi olan her şey yaratılmıştır. Ve bunların detay detay işlenmiş heykellerine hayranlıkla bakakalıyorsunuz. Çıplak ayak, mistik müzik eşliğinde ben hayatımın neresindeyim noktasında gidip-geliyorsunuz. Anlatılmaz bir tecrübe, nefis bir deneyim. Şimdi anlıyorum insanların buralara gelip arınmalarını. Huzur var havada çünkü…

Akşama Hint müziği dinleyip Hint yemekleri yiyebileceğimiz güzel bir restorana gidiyoruz. Eğer baharatlı yemek sevmiyorsanız işiniz zor. Ama damak zevkinize uyan bir tat mutlaka bulabilirsiniz. Ben artık Masala Tea dedikleri baharat karışımlı, sütlü çaylarına bayılıyorum. Satın aldım getirdim. Masala Dossa dedikleri kahvaltıda yenilen bir çeşit krep içinde patates geliyor nefis bir lezzet. Tatlıları süper. Çoğunlukla vejetaryen oldukları için baharatlı peynirleri lezzetli.

Müzik… Çok derin bir yerlerinize işliyor. O kadar derin ve içten bir müzik ki oturup saatlerce ağlamak geliyor içinizden. Şükrediyorsunuz yaşadığınız her güne. Gözlerinin derinliğinde müzikle çok uzaklara gidiyorsunuz siz de nereye gittiğinizi bilmiyorsunuz. Zaman ve evren değişip duruyor, kafanız çok karışık ama derin işte, hem de çok derin. İçinizi sonsuz bir sevgi ve ışık kaplıyor, her şey boş sadece maneviyat kalıyor geriye yaşamdan diyorsunuz. Keşfettiğinize mi uyup uymayacağınıza mı…
Çok sevdim ben bu ülkeyi. Bir dolu ülkeye gittim ama enerjisi bu kadar yüksek bu kadar iyi gelen bir yer görmedim. İnanılmazlar ve göremediklerim, çok gerçek ve hiç gerçek, fakirlik ve derinlik, müzik, lezzet torbamda getirdiklerim. Yaşadıklarımdan öte bu ülkeye ne yapın ne edin ama mutlaka gidin. İleride Hindistan’ın başka bir şehrinde buluşmak dileğiyle…

26 Ağustos 2011 Cuma

BUDAPEŞTE

Tuna Nehrinin İkiye Böldüğü Tarih Kokan Şehir

Okumak ve gezmek, bu iki kavramı hayatımızdan çıkardığımız an anlamını yitiriyor her şey… Gezerken bunların ileride hayatımızın renkleri olacağını düşünmüyoruz, anılarımıza kaydediyoruz. Gezi modunda hep mutlu oluyoruz. Yıllar geçtikçe daha bir değer kazanıyor yaşadıklarımız. Bunları hatırladıkça duygulanıyor, heyecanlanıyoruz. Her gezi dönüşünde de bunları başkalarıyla paylaşma arzusuyla coşuyoruz. Gezinin, yaşadıklarımızın etkisi hafifleyene kadar anlatıyoruz… Çevremizdekilere bunları anlattığımız zaman gördüğümüz ilgi bizi yazmaya sürüklüyor. Marguez “Tepki almadan yazmak insanın cesaretini kırar”, demiştir. İşte bu bağlamda çevremden gelen tepki tam da bu noktada beni gezi yazarlığı serüvenine sürüklüyor. Sonunda işte Macaristan-BUDAPEŞTE… Özel bir nedeni var mı, hayır yok. Sadece tarih kokan bir başlangıç. Sadece iç sesimin acemiliği ile Budapeşte'yi anlatmaya başlıyorum.
Budapeşte; Buda ve Peşte diye iki bölümden oluşuyor. Tuna nehri tam da ortalarından geçiyor. Buda olgun, aristokrat bir erkek, Peşte sanatçı, hareketli, cıvıl cıvıl, ateşli bir kadın adeta... Onları Tuna ayırıyor ama sürekli yıkılıp-yapılan Elizabeth, Liberty, Chain ve Margaret köprüleri birleştiriyor ve aşklarını büyüleyici bir şehir olarak karşımıza çıkarıyor... Nereye baksanız gözleriniz kamaşıyor tarih kokan bu şehirde. Tüm maddiyatlarınızı unutup maneviyat ve eskide yaşam buluyorsunuz. Kocaman kabarık elbiselerinizi giymiş kraliyet sarayının merdivenlerinden salınıyorsunuz... Siz de tam buralarda bir yerlerdeydiniz ve şimdi geldiniz, huzur buldunuz...
Aslında Buda ve Peşte Atilla'nın oğulları. Atilla Tuna'nın iki yakasına oğullarının adlarını vermiş... Budapeşte, Macaristan'ın başkentidir ve Tuna nehrinin iki yakasındaki Budin ile Peşte'nin 17 Kasım 1873 yılında birleşmesiyle oluşmuş bir şehirdir. Şehir Tuna’nın batı (sağ) yakasında Buda ve doğu (sol) yakasında Peşte şeklinde iki bölüme ayrılmıştır. Tuna’nın batı kıyısında Buda kalesinin çevresindeki görece engebeli bölgede tarihî semtler uzanır. Şehrin iş hayatının merkezi ve kalabalık semtleri ise Tuna’nın doğusundaki ovaya açılan düzlüktedir. Macaristan'ın politik, kültürel, ticari, endüstri ve ihracat merkezidir. Berlin’den sonra Orta Avrupa’nın en büyük ikinci şehri olup, Macaristan nüfusunun beşte biri Budapeşte'de yaşamlarını sürdürmektedir. Budapeşte coğrafi konumu, tarihî eserleri ve diğer çekicilikleri ile Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biridir.
Budapeşte köprüleri ve hamamları, bir de en ucuz ve en görkemli gece ışıklandırması ile meşhurmuş... Lavantaların açması anneler gününün müjdecisi imiş… Budapeşte’yi yürüyerek dolaşabilirsiniz ama önerim “Hop on-Hop off” şehir turları ile bir şehir turu yapmanız. O zaman daha hakim olabilirsiniz bu şehre. Peşte’de yürürken bot turu satın alıp, Tuna nehri boyunca, şampanya eşliğinde, bir yandan tarihi güzellikleri seyrederken diğer yandan şehrin hikayesini sanki yaşarmışçasına dinleyebilirsiniz, hem de Türkçe. Peşte tarafında Avrupa’nın Londra’dan sonra 2. büyük Parlamento Binası’nı görebilirsiniz. Gerçekten muhteşem bir eser.


Parlamento Binası








Margaret Adası
Tuna üzerinde yer alan Margaret Ada’sında inip şansınız varsa vaftiz töreninde Macarları gözlemleyebilir, kuki dağıtılırken beyninizde şimşekler çakıp sizin de evlenecek kız kardeşinizin nikah töreninde şeker yerine gelin-damat kurabiyeleri dağıtabileceğinizi düşünebilirsiniz. Ada yemyeşil ve şehrin kocaman birkaç parkından biri. Adanın içinde yüzme havuzları, spor tesisleri, iki otel ve hatta Roma kalıntıları var. Çoluk çocuk hafta içi olmasına rağmen çimlere yayılmış, kimi güneşleniyor, kimi oyun oynuyor, kimi spor yapıyor, doğanın tadını çıkarıyor. Ada’daki yüzyıllık ağaçta mutlaka dilek dilemelisiniz… Yitirilen bir aşka, kazanılacak bir başarıya ait… Gözlerinizi sıkıca yumup en güzel anların sizin hayatınıza uğraması için evrene mesaj gönderebilirsiniz… Kahkahalara boğulmak için mutlaka bisiklet kiralayıp ada turu yapmalısınız.  
Ada’dan dönüşte en sevdiğiniz kız arkadaşlarınıza tam buradaydım hediyeleri alabilmek için bizim İstanbul’un İstiklal Caddesine benzer caddesinde çeşit çeşit hediyelik dükkanlarından “Budapeşte” yazılı yumurtalar (bunlar aslında paskalya yumurtaları ama) alıp bunların onlara şans getirmesini dileyerek hediye edebilirsiniz… Yakınınızda ki kız bebek sahibi arkadaşınıza Macar beyaz iş işlemeli elbiseler alabilirsiniz, o kıztoşu yemek için… Kızınızla takım giyilebilecek geleneksel bluzlar da çok havalı olacaktır ya da nefis bir masa örtüsü ile arkadaşlarınıza güzelim Macar porselenleri ile bir şeyler ikram edebilirsiniz. Bu caddenin sonundaki Pazar yerinden paprika (meşhur toz biberleri), kaz ciğeri, gulaş çorbası baharat karışımı, magnetler alabilirsiniz… Küçük küçük el nuru hediyelikleri en ucuz ve en bol bulabileceğiniz yer bu Pazar yeri. Artık yorulduğunuzda Tuna nehri boyunca bir cafede mola verip Gulaş çorbası içmelisiniz ya da yemeğini yemelisiniz…
Yeri gelmişken Macarların en ünlü yemeklerinden bahsetmek istiyorum. Gulaş Macarcada "sığır güden kişi, çoban" anlamına gelir ve kökenini 9. yy'da Macar çobanların yediği bir haşlama yemeğinden alır. Günümüzde gulaşın hem çorbası hem de yemeği yapılmaktadır. Klasik "tencere gulaşı", soğanla kuşbaşı doğranmış sığır ya da koyun etinin tereyağında kızartılmasıyla yapılır. Farklı ülkelerde gulaş yemeği yapımında küçük nüanslar dikkati çekmektedir.
Kısaca gulaş yemeği tarifi; Et iri kuşbaşı şeklinde doğranır. Soğanlar soyulup ince ince kıyılır. Domateslerin kabukları soyulup küp şeklinde doğranır. Tavada tereyağı eritilir. Soğanları ilave edip pembeleşinceye kadar orta ateşte kavrulur. Kırmızı pulbiber ve sirke ekleyip karıştırılır. Et tavaya ilave edip karıştırılır. Defneyaprakları, mercanköşk ve kimyon eklenir. Sarımsak dişleri soyulup bütün olarak yemeğe ilave edilir. Et suyu ve tuzu ekleyip rengi değişinceye kadar kavrulur. Doğranmış domatesler ilave edilip kapağı kapalı olarak ağır ateşte 1,5-2 saat pişirilir. Etin dibe yapışmaması için ara sıra tahta kaşıkla karıştırılır. Suyunu çektikçe kaynar et suyu ilave edilebilir. Gulaş piştikten sonra sarımsak dişleri içinden çıkarılmalıdır. Sıcak ev yapımı ekmeklerle vazgeçilmez bir lezzet…
Geleneksel Macar elişi elbisesi

Peşte turumuzda yemek sonrası nefis tatlıları ile meşhur New York Cafe’ye uğramanızı tavsiye ederim. New York Cafe ilk kez 1894 yılında açılmış.  1930’lu yıllarda yaklaşık 25 yıl kadar kapalı kalmış. Farklı isimlerle yeniden hizmete girmişse de 2001 yılında binanın tamamı otele çevrilmiş. New York Cafe de ilk haliyle restore edilmiş ve gerçekten bir sarayı andırıyor. Kalori hesaplarını unutup Brahms’ın Macar dansı müziği eşliğinde leziz tatlılardan denemenizi tavsiye ederim. Coşkuyla, neşeyle keyifli bir akşam tatlı kaçamağı olacaktır bu. Boş verin nasıl olsa dönüşte biraz daha fazla spor yaparsınız.
New York Cafe Palace Otelin lobisi

New York Cafe içindeki asırlık fildişi süslemeli saat



Kahramanlar Meydanı
Terör Müzesi
Peşte turunuzda ayrıca dünya markalarının olduğu caddede mutlaka nefis el işçiliği Macar porselenlerinde mola vermelisiniz. Peşte kent merkezinden Kahramanlar Meydanı’na doğru Andrassy Bulvarı boyunca ilerlerken, Türk Konsolosluğu karşısı gibi bir mevkide Terör Müzesi ilgimi çekti benim. Daha önce başka hiçbir yerde rastlamadığım bu müze bana gereksiz savaşların yükünü hatırlattı bir dünya vatandaşı olarak. Bu yol üzerinde çok sayıda malikane ve tarihi bina görebilirsiniz. Kahramanlar Meydanı; ortasındaki sütunda iki kanatlı Cebrail Heykeli, heykelin iki yandaki kolonatlarda ise tüm Macar Krallarının heykellerinin bulunduğu bir meydan. Meydanın iki yanında ise karşılıklı olarak Güzel Sanatlar Müzesi ve Sanat Galerisi sizi büyülemeye devam edecektir…
Gellert Tepesi'nden Tuna ve ortasında uzakta Margaret Adası


Buda turunda Gellert tepesine çıkıp şehri panoramik olarak seyredip, tüm insanlığa selam çakıp gülümsemeyi öneriyorum. Bol tarih kokan ama sıkmayan bu şehirde olmanın tadını çıkararak gözlerinize ziyafet ısmarlayın… Bol bol fotoğraf çektirin bu pozları anılarınıza eklemek için… Zira şehrin en büyüleyici tepesi burası. Buda’da sokak sokak dolaşırken mutlaka kitapçılara uğramalı, şehri anlatan bol fotoğraflı kitaplardan satın almalısınız. Hem market hem cafe olan yerlerden börek benzeri nefis şeylerden tatmalısınız, ev yapımı makarnalardan, meşhur portakal likörlerinden almalısınız… Ben bu sokakları gezerken “VAROŞ” kelimesinin Macarcada “arka mahalle” anlamına geldiğini öğrendim. İlginç… Hala kurşun izleri olan binalarıyla, saraylarıyla, en eski binalarıyla tüm gününüzü alacaktır Buda… Akşam için gireceğiniz geleneksel bir restorandan memnun kalacaksınız, zira damak tatları bize çok yakın. Budapeşte’de kalmak için oteli Buda tarafından seçebilirsiniz, şık, temiz, tarihi butik oteller sizi mutlu edecektir. Ben tatil planı yapmaya başladığımda www.booking.com sitesini incelemeye başlıyorum, şehri yürüyerek dolaşabileceğim yakın otelleri tercih ediyorum. Bütçenize ve ilginize uygun bir oteli mutlaka bu sitede bulabilirsiniz.
Macaristan yaşadığı savaşlara ve bu savaşların getirdiği yıkımlara rağmen kendi özünü, güzelliğini muhafaza edebilmiş bir yer. Solmaz Kamuran’ın Macar adlı romanını okuyanlar oradaki işaretlerin peşine düşüp bir Macaristan gezisi yaparlarsa kesinlikle kendilerini yabancı hissetmeyeceklerdir. Budapeşte’de Kahramanlar Meydanı'nın arkasındaki Şehir Parkı’nda dolaşıp, gölet kenarında bir banka oturmalarını söyler Solmaz Kamuran. Tuna kenarında oturmalarını tavsiye eder, zira Tuna sabah akşam başka akar. Derler ki “Tuna’nın rengi sadece aşıklara mavi görünür"... Bakalım siz ne renk göreceksiniz?

2 Mayıs 2011 Pazartesi

BOSTON

Benim gibi tüm kültürlere aç, tüm güzellikleri görmek isteyen biri için seyahat nefis bir tecrübe… Peki neden Boston? Cevap benim için çok basit, zeka aşığıyım ben. Çevremdeki herkesi okumaya teşvik etmemle meşhur ben Boston’un o muazzam üniversiteleriyle başlamak istiyorum. Belki hepimiz el ele verirsek eğitim seviyesini yükseltiriz, kim bilir? Hayatım boyunca heveslerimin peşinden gidemedim ben, hep zekayı takip ettim. Doğrumu yaptım, bu başka bir yazı konusu olmalı. Ben sizleri daha fazla merakta bırakmayıp Boston’u anlatmalıyım.
Neden Boston’a gitmeli? Nezih bir Amerikan şehrini ve büyük dünya liderlerinin mezun olduğu o muhteşem üniversiteyi görmek için diyebilirim. Bizim yolumuz Boston’a Amerika’da kaldığımız sırada eşimin kongresi için düştü. Ben Boston’u çok duyardım orada mastır yapan Türk öğrencilerden. Elimize fırsat da geçmişken kaçırmak istemedik bunu ve araba kiralayarak Connecticut-New Haven’dan gittik Boston’a. Şehir içinde daha önceden internetten bulduğumuz bir otele yerleştik. Her zaman olduğu gibi şehir içi otelleri tercih ettik. Bu kez annem, kızım ve eşimle gezdim Boston’u. Annem öğretmen olunca onunla gezmek çok avantajlı tabii, her şeye hakim, her şeyi biliyor.
Boston Amerika Birleşik Devletleri'nin Massachusetts Eyaletinin başkenti ve en büyük şehridir. Ayrıca New England olarak bilinen Amerika Birleşik Devletleri'nin kuzeydoğu bölgesinin de resmi olmayan merkezidir. New England denen bölge, Maine, New Hampshire, Vermont, Massachusetts, Rhode Island ve Connecticut eyaletlerinden oluşur ve Atlantic Okyanusu, Kanada ve New York Eyaleti ile sınırdır. Boston Amerika'da İrlanda kökenlilerin en etkin oldukları şehir olarak bilinir. Boston günümüzde eğitim, sağlık, finans ve teknoloji merkezidir. M.I.T. (Massachusetts Institute of Tecnology), Harvard Üniversitesi, Massachusetts Üniversitesi, Northeastern Üniversitesi, Boston Koleji, Wellesley Koleji ve Boston Üniversitesi gibi dünyaca ünlü eğitim kurumları Boston ve civarında yer alırlar. Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi, Brigham ve Kadın Hastanesi, Massachusetts Genel Hastanesi, Boston Çocuk Hastanesi, Dana-Farber Kanser Enstitüsü ve Harvard Tıp Fakültesi bütün dünyadan hastaların tedavi amacıyla geldikleri ünlü tıp merkezleridir. Ayrıca şehir Fidelity Investments, Putnam Investments ve Wellington Management gibi dünyaca ünlü yatırım fonlarının merkezlerini barındırmaktadır.
Boston deyince akla Boston fasulyesi, Boston morinabalığı, Boston kremalı turtası, Brahminler’in bir araya geldikleri Beacon Hill, shrimp (karides) festivali, meşhur Cheers Barı (bar üzerine fantastik bir şekilde kurulmuş olan başarılı televizyon dizisinin çekildiği mekan), heyecanlı maçlarıyla Boston Red Sox beyzbol takımı ve tabii ki milli basketbolcumuz Semih Erden’in de bir süre forma giydiği, NBA tarihinin en başarılı takımı Boston Celtics akla gelir. Bana sorarsanız Boston deyince aklıma Harvard Üniversitesi geliyor. Boston’unun Cambridge bölgesindedir. M.I.T. yine bu bölgede kıyıda yer alırken Harvard Üniversitesi hemen arka tarafında bulunur. Buraya gezmeye Harvard Square’den başlamak gerekir. Meydanda sayısız kitapçı ve cafe bulunur. Çevrenizde seçkin öğrencilere kıskanarak bakarken, hayaller kurarsınız çocuklarınıza dair. Harvard Amerika’nın en eski üniversitesi, kuruluşu 1636. En zengin üniversitelerden biridir. Yetiştirdiği en meşhur dünya liderleri; John Adams, John Quincy Adams, Rutherford B. Hayes, Teddy Roosevelt, Franklin D. Roosevelt, John F. Kennedy, George W. Bush, Barack Obama. Heyecanlanıyorsunuz değil mi? Benim konum tüp bebekte de Harvard referans laboratuarlardan biri hakikaten.

Üç Yalan Heykeli

Üniversitenin en eski bölümü Harvard Yard’a girin. Üniversitenin kurucusu olduğu belirtilen John Harvard’ın 1638 tarihli heykeline dikkat edin. “Üç Yalan Heykeli” olarak adlandırılan bu heykel oldukça popülerdir ve hem ziyaretçilerin hem de okula yeni başlayan öğrencilerin şans getirsin diye heykelin sol ayakkabısını ovalamaları adet haline gelmiştir. Heykelden Facebook’un kuruluşunun konu edildiği The Social Network (Sosyal Ağ) adlı filmde de bahsediliyor. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg de Harvard’lı dahilerden ancak o da şöhreti yakaladıktan sonra okulu bitiremeyenlerden. Tıpkı Bill Gates gibi. Heykeldeki 3 yalana gelince; 1-Heykeldeki kişi John Harvard değil 19. yüzyılda yaşamış Harvard’lı bir öğrencidir, 2-Tarih yanlıştır 1636 olmalı. 3-John Harvard ise kurucu değil, 400 kitabını ve birkaç yüz poundunu kütüphaneye bağışlayan bir hayırseverdir. Kütüphane demişken kızımın kitap tutkusu yüzünden gittiğimiz tüm şehirlerin kütüphanelerine uğrarız. Boston Halk Kütüphanesi’ne de gittik ve Türkçe kitaplar rafı bomboştu. Bir daha yolum düşerse oraya kitap bağışlamak istiyorum. Boston’a giderseniz kitap götürün lütfen Boston kütüphanesine. Harvard’da ki (ikinci avluda) Widener Library 13 milyon ciltlik kitap koleksiyonuyla dünyanın en büyük üniversite kütüphanesidir ve filikalara kadar 30 metre yüzemediği için Titanik faciasında ölen Harry Elkins Widener’in adı verilmiştir. Annesi her Harvard öğrencisinin 30 metre yüzebilmesi şartı ile bu kütüphaneyi kurmuştur. Şimdi daha iyi anlıyoruz ki buranın başarısı tesadüf değil… Burası kütüphane cenneti, kişi başına düşen kütüphane sayısıyla Amerika’da rakipsizdir. Cambridge’de tüm gününüzü kütüphanelerde ve aldığınız kitapları incelemek için uzandığınız parklarında geçirebilirsiniz.
Boston, havadaki deniz kokusunu hissedeceğiniz bir liman şehri. Zenginliğinin büyük bir bölümü Grand Banks kıyılarında avlanan morinabalığından gelmektedir ve bu nedenle Massachusetts Eyalet Meclisi’nde Kutsal Morina sembolü asılmıştır. Liman çevresinde turlara katılabilir ya da bizim gibi sakin bir köşede oturup etrafın keyfini çıkarabilirsiniz. Ben deniz ürünleri tutkunu olduğum için keyfini çıkarıyorum yemenin… New England Aquarium’da zengin bir akvaryum bu bölgede görmek için. Özellikle çocuklarla yapılan seyahatlerde onların ilgisini çekecektir. Dev bir süt şişesi içerisinde dondurma ve atıştırmalıkların sunulduğu, büyük bir oyun alanı olan çocuklara yönelik bir müze olan Children’s Museum, Fort Point Channel’in karşısında. Çocuklar için harika bir faaliyet alanı.
Entelektüel seviyeleri oldukça yüksek olan Bostonlular kadınlara daha çok hak verilmesini savunmuşlar. Boston en eski şehirlerden birisi, kent merkezindeki sokaklar geleneksel tarzda düzenlenmemiş, biraz daha farklı diğer şehirlere göre. Bostonluların aksanları da farklı, biraz İngiliz aksanını hatırlatıyor bize. 17 yy da bir koloni olarak başlayan şehir ve eyalet, ABD’nin bağımsızlığına giden yoldaki önemli gelişmeleri sağlamış. Meşhur “Boston Tea Party” (Boston Çay Partisi) bizim tarih kitaplarımızda bile yer almaktadır. Boston’daki kolonistlerin Büyük Britanya'dan gelen yüksek vergili çayı ve Büyük Britanya'yı protesto etmek için 16 Aralık 1773 yılında Boston Limanı'nda İngiliz gemilerindeki tonlarca çayı kızılderili kılığına girerek denize dökme eylemidir ve bu eylem Amerikan Bağımsızlık Savaşını çıkartan kıvılcımlardan birisi olarak tarihe geçmiştir. Bağımsızlık Bildirgesini, köleliğin kaldırılmasını, kadınların eşitliği ve homoseksüellere yönelik hakların verilmesini, ABD bu isyancı eyaletine borçludur.

Boston yürüyerek gezilebilecek şehirlerden biri. Yürüyüşünüze Downtown’dan başlayarak bir saat içinde birkaç komşu bölgeyi gezebilirsiniz; Beacon Hill’in kaldırımlı taşlı dar sokaklarından, Financial District’in karmaşık sokaklarına ya da Back Bay’in Victoria tarzındaki caddelerine… Hediyelik eşyalar bakıp, sokakta kurulmuş meyve stantlarından meyveler alıp yiyerek gezebilirsiniz. Nefis dizayn butikler hoşunuza gidecek. Biz Ağustos ayında gittiğimiz halde yağışlı bir hava vardı ama nefis bir havaydı, dolaşmaya engel değil. Yağmur hızlandığında kendimizi mallere (Alış Veriş Merkezlerine) atıp yine tüm Amerikan şehirlerinde karşımıza çıkan mağazalarda alış-veriş yaptık. Cheesecake Factory’de kahve ve cheesecake molası verdik. Başka bir molada meşhur Boston’ın kremalı payından denedik. Boston kışın biraz daha karanlık ve puslu bir şehir. Bu mevsimde buzdan heykeller yapılıyor. Eğer yolunuz Boston’a kışın düşerse mutlaka görülmeli. Boston’da da China Town görülmeye değer ama diğer şehirlerdekinin aynı. Aynı dükkanlar, aynı mimari tarz.
Red Sox'ın stadyumu Fenway Park, yaklaşık olarak yüz yıllık bir geçmişe sahip. Maç günleri oldukça canlı ve kalabalık olan bu stat, normal zamanda da düzenlenen turlarla gezilebiliyor bence bu stadyumunu da gezebilirsiniz. Hele maç gününe denk gelirseniz, şehrin her yeri, herkes kırmızı-lacivert oluyor. Hediyelik eşya dükkanından bir forma alınır yani. Hazır ABD’ye gitmişken eğer fırsat bulabilirseniz hangi şehirde olursanız olun bir NBA maçına gidin. Hem belki bizim basketbolcularımızdan birini de canlı seyredip destekleyebilirsiniz, ne dersiniz? Boston Celtics'in sahası TD Banknorth Garden’da bir maç seyretme şansı bulamasanız bile müzeyi gezmek iyi bir fikir olabilir.
Gitmenizi önereceğim bir başka semt de küçük İtalya olarak da bilinen North End. İtalyan cafeleri, restoranları ve canlılığıyla Boston’un en eğlenceli semti. 
Boston'a gidince mutlaka yapılması gereken aktivitelerden biri de ünlü "Duck Tours". Hem karada hem denizde yol alabilen, 2. Dünya Savaşı stili ilginç araçlarla farklı bir Boston turu mümkün. Karadan Parlamento Binası, Bunker Hill ve Newbury Caddesi'ni gezebileceğiniz bu turlar, Charles River'a girdiğinde ise sudan mükemmel bir Boston ve Cambridge manzarası sunuyor. Ayrıca hemen her turistik şehirde olduğu gibi Hop on Hop of turlarını da tercih edebilirsiniz.
Aralık ayında vizyona giren film Hırsızlar Şehri (The Town) Boston’da geçen bir suç filmi. Yeni nesil Amerikan yazarlarından Chuck Hogan’ın yazdığı Prince of Thives adlı romandan Peter Craig ve “Kızımı Kurtarın”da  da beraber çalıştığı Aaron Stockard ile birlikte uyarladığı “Hırsızlar Şehri”, Boston’un banka soygunlarının yoğun olarak yaşandığı Charlestown bölgesinde geçiyor. Algıda seçicilik benimkisi, Boston yazarken daha ilgimi çekti film.
Ben Boston’u çok sevdim. Huzur duydum sokaklarını gezerken. Hatta geçen gün aldığım bir derginin verdiği astroloji ekinde başak burcunun şehirleri olarak Boston’u görünce kocaman bir hayretle gülümsedim. Gerçi Elif Şafak son kitabı Firarperest’te her kadınla burç muhabbeti yapamazsınız, aklı ve düz mantığı şiar edinen kadınlar var, diyerek burçlara inananlara göndermede bulunsa da bizler burçlarımıza inanmadan edemiyoruz işte. Elif Şafak demişken, Elif Şafak’ın Araf kitabı da Boston’da geçer. Farklı ülkelerden gelen, farklı dinlere, dillere mensup olan bir grup genç Boston’da karşılaşır. Göçebeliğin ruha yansımışlığı anlatılır.